Tam münevver-ül kalp bir abid-i bütün küre-i arz bomba olup patlasa ihtimaldir ki onu korkutmaz belki lezzetli bir nazar ile hakim isminin tecellisini tefekkür eder.

Kur’an dellalının ifadesi ile, “Ben korku ile tanışmadım” sözü beyinleri durdurmakta ve bizlere gerçek rehber olmaktadır “Küfür tek bir millettir” ifadesi 20 yüzyıl bütün görkemiyle net ve berrak olarak enzâr-ı basirete gösterilmektedir. Bizler kavli-leyyin (yumuşak bir lisanla) tebliğimizi tavrımızı metodumuzu tatbik ederken, bazı münafık başlar bizleri istemeyerek menfi hareket etmeye mecbur kılmaktadırlar. Aldanıyorlar onlara yani ahmaklara vereceğimiz cevap sükuttur fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht akıllılar bulunduğundan onları susturmak için deriz ki,

Unsuriyet; riya zulmet ve dalaletten mürekkep bir macundur onun için milliyetçiler milliyeti ma’bud ittihaz ediyorlar hamiyet İslami ise Nur-u Kur’an’dan inikas etmiş bir nurdur.

Bundan daha net ve berrak bir ifade bu asrın kulaklarında çınlamamıştır. Duymayanların kulakları çınlasın görmeyenlerin gözlerine sokulsun ırkçılık en büyük bir tehlike-i azimedir diyen bir müceddidi ekber’in, Kuran eczanesinden ahzettiği reçeteler gerçek kurtuluşun ve nizam-ı İslam’ın tahakkukunun beşaretleri olacaktır.

Kur’an’ın ifadesiyle sizleri ayrı ayrı Milletler ve Kavimler olarak yarattım ta ki birbirinizi tanıyasınız muhabbet edesiniz teavun (yardım) edesiniz diyedir. Yoksa birbirinizi inkar edip düşmanlık edesiniz diye değildir hiçbir milletin veya ferdin peygamberler müstesna üstünlüğü yoktur illa Allah’ın indinde en mükerrem olanınız Allah’tan en çok korkanınızdır günahlardan şirkten küfürden ve tağutun her nevinden içtinap edenler en üstünleriniz ancak onlardır.

Yine başka bir ayeti kerimede semavat ve arz benim ayetlerimden olduğu gibi sizin ayrı ayrı renkte ve ayrı ayrı lisanlarda yaratılmanız da benim ayetlerimdendir yani delillerimdendir.

Kavimlerin ırkların lisanların inkârı Allah’ın ayetlerinin inkârı olarak karşımıza çıkmaktadır “aheri yutmakla beslenen unsuriyet” ifadesi ile kendi ırkının dışındaki ırkları inkâr onların vücudunu ve insanlarını kabullenmemek Kudret Rabbaniye-ye büyük bir iftira ve hikmeti ilahiye-ye istihfaftır. Irklara ve kavimlere kutsiyet vermek cehalet asrının hortlamasıdır. Hadisin ifadesi ile “İslamiyet cahiliye devrindeki asabiyeti ırkçılığı kesip atmıştır”.

Yine Allah resulü bir hadislerinde şöyle ferman etmektedir. Kureyşli bir efendiyle Habeşli bir köle arasında İslam dairesine girdikten sonra hiçbir fark yoktur. Başka bir hadis-i şerifte Arabın Acemden farkı takva cihetiyledir. Üstünlük takvadadır. Bunun dışındaki anlayışlar cahiliye anlayışlarıdır. Kavim ve ırk üstünlüğünü iddia edenlere veyl olsun.

Bir gün çaplı ve muttaki büyük fakih Ebuzerri-l Gıfari, her nasılsa sürç-i lisan olarak Bilal-i Habeşi’ye “Ey siyah kadının oğlu” diye hitap edince, mesele Resul-i Ekrem aleyhisselama intikal etti. Huzura çağrıldı ve şu ikazda bulunuldu. Ya Ebu Zer sen da hala cahiliye kokusu var. Bu hitap karşısında vesilenin dehşetini anlayan ve başını kapının eşiğine koyan Ebu Zer “Vallahi Bilal o siyah ayağı ile yüzüme basmadıkça bu kapıdan dışarı asla çıkamaz” diyerek fiili bir istiğfar örneği sergiliyordu.

“Nefsi için sevdiğini mümin kardeşi için istemezse, nefsi için kerih gördüğünü kardeşi içinde kerih görmezse gerçek iman etmiş sayılmaz”. Hadisinin şümullü anlayışı içine girenler bütün inananları bir vücut gibi görüp bu hadisi tatbik etmezlerse gerçek iman etmiş olmayacaklardır.

İşte arzuladığımız beklediğimiz bu çaplı sahabe anlayışının kadrosunun oluşmasıdır. Gerçek tevhidi bütünüyle anlamış kavramış, ümmet kavramını Resulü Ekrem aleyhisselam’ın oluşturduğu sahnede makes bulmuş Selman-ı Farisi, Bilal-i Habeşi, Süheyli Rumi R.a. gibi zatlarla omuz omuza karşısındaki saf ise öz amcası ve kabilesi oluşundaki vaziyetidir.

Müslüman olduklarını iddia eden insanlar sentezci anlayışlarını bıraksınlar gerçek net ve sade İslam’a talip olsunlar kendi milliyetlerine milli tarih gururuna kudret verenler ve sonraki asm’ın ırklarına çağıranlar bizden değildir. Irkı için çarpışanlar bizden değil hadislerini tek yöne tevil ve tefsir etmeden gerçek manasına Kur’an’ı bir yaklaşımla baksınlar.

Mekke seferi hazırlıkları yapılırken Hz Ömer’in şecaat kahramanı ifadeleri çok hikmetli olarak kulakları çınlatıyordu. “Ya Ebubekir sen oğlun Abdurrahman’ı, Ali sen kardeşin Akili, Nebi-i Zişan da öz amcasını, ben de dayımı kendi ellerimizle öldürmedikçe gerçek İslam’ı bütünüyle hâkim kılamayız diyordu.

Mekke fethinden sonra Huneyn Savaşı seferine çıkılırken Peygamberi Zişan aleyhisselam 4 aylık bir sahabeyi Mekke valisi olarak atarken çaplı fakih Muaz Bin Cebeli’de vali muavini olarak atıyordu. Ordu komutana Halid Bin Velidi (r.a). Hz. Ömer komutanlıktan azledilince bir köle oğlunu komutan olarak tayin ediyordu. Bu gibi sahneler bu asrın kulaklarını çınlatsın.

Bugünkü karmaşık atmosfer içerisinde beşeri politikaya bulaşanlar siyasi tarafgirlikler değişik zaaflar gerçek İslam’ı anlamaya ve hayata intikalinde ciddi engeller oluşturmakta kendilerine imtiyazlar tanıyanlar kendi dışındakilere her nevi zulmü reva görmektedirler ve kendilerinin dışındakilere haşeratın muzırra olarak bakmaktadırlar.

Bediüzzaman hazretleri divanı harpte yargılanırken bu meseleyi şöyle dile getiriyordu.

“İşte sulh umumi affı umumi refi imtiyaz lazım ta ki biri bir imtiyaz ile başkalarına haşerat nazarıyla bakmak ile nifak çıkmasın”

Bu bulaşıcı frengi hastalığını bir makalede izah etmemiz mümkün olmamaktadır Onun için külliyat-ı nurdaki bahisleri bir araya getirerek neşretmeyi uygun bulduk inşallah faydalı olacaktır. İleride İhtiyaç ve vaziyete göre daha şumullü bir şekilde işlenecektir

Şu asır menfi milliyeti çok ileri sürdü anasır-ı İslamiye hiç muhtaç olmadığı halde şu milliyet fikrine körü körüne sarıldılar. Menfi milliyet ise mukaddesatı diniye hürmetkar olamıyor bahaneler buldukça ilişmek istiyor.

Salyaların akıtarak yapılan hücumlara çok yönlü olarak bütün değişikliğiyle görülmeye başladı bizim onlara karşı Kur’an’dan bir cevabımız olacaktır. Gelin oğullarımız ve oğullarınızı kadınlarımızı ve kadınlarınıza kendimizi ve kendinizi çağıralım ve karşılıklı lanetleşelim Allah’ın laneti yalan söylemekte olanları üstüne kılalım.

İşte biz de Al-i İmran suresindeki bu ayete ittibaen diyoruz ki Allah’ın laneti yalancıların iftiracıların üzerine kılalım

Allah’ın selamı hüdaya tabi olanlar üzerine olsun

Levm, itab ve nefret heva ve hevesine tabi olanları olsun

Serkelam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir