1. ŞÜPHESİZ BİZ SANA KEVSER’İ VERDİK.
(Kevser,1)
Âlemlerin Efendisi (ﷺ), asla “ebter” olamaz. Çünkü Yüce Allah ona Kevser’i lütfetmiştir. اَلْكَوْثَرُ (kevser), çokluk mânasındaki اَلْكَثْرَةُ (kesret) kökünden gelir.
O, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır.
Bu mânalardan bazıları şöyledir:
Kevser için; “dünya ve ahiretin şerefi, ilim ve amel bakımından son derece çok olan hayır, demektir” (El-Beydâvî, Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t Te’vîl, II, 316) demiştir.
Rivayetlere göre sûre, Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur.
Taberânî’nin zayıf bir senedle Ebu Eyyûb’dan rivayetine göre Hz. Peygamber (ﷺ)
(sa)’in oğlu İbrahim vefat ettiğinde müşrikler sevinerek birbirlerine bu haberi yetiştirmişler ve: “Şu sâbiînin bu gece soyu kesildi.” demişler de bunun üzerine Allah Tealâ bu Sûreyi indirmiş. (Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl, h, 199-207.)
Müslim’in Enes ibn Mâlik’ten rivayetle tahric ettiği bir hadiste o şöyle anlatıyor: Bir gün Rasûlullah(ﷺ)
(sa) mescidde aramızda bulunuyordu. Hafifçe uyur gibi bir hal aldı. Sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Biz: “Seni güldüren nedir ey Allah’ın elçisi?” diye sorduk. “Az önce bana bir sure indirildi.” buyurdu ve
“Rahman Rahîm Allah’ın adıyla.
Gerçekten Biz Azimüşşan Sana Kevseri verdik.”
Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Sana buğzeden; şüphesiz ki soyu kesik olan işte odur.” okudu, sonra:
“Biliyor musunuz kevser nedir?” diye sordu. “Allah ve Rasûlü en iyi bilendir.” dedik. “Rabbimin bana va’dettiği bir nehirdir. Onda çok hayır vardır.
O, kıyamet günü ümmetimin su içmeye geleceği bir havuzdur.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte: “Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Bakī kabristanına gitmişti.” diye söze başladı.
Peygamber aleyhisselâmın, ümmetinin âhiretteki durumu hakkında söylediklerini nakletti. O hadiste şu ifâdeler vardı: “Birtakım insanlar, yabancı develerin pınar başından kovulduğu gibi, Kevser havuzunun etrafından kovulacaklar. Ben onlara: ‘Yanıma gelin, yanıma gelin!’ diye sesleneceğim. Görevli melekler bana: ‘Onlar, senden sonra sünnetini değiştirdiler’ deyince, ben de: ‘Uzak olsunlar, uzak olsunlar, uzak olsunlar!’ diyeceğim.” (Müslim, Tahâret 39, nr. 249, Fezâil 38, nr. 2302.)
Kevser havuzunun başından kovulan bu kimselerin münâfıklar veya bid’atçiler yahut dinden çıkanlar olduğu söylenmiştir.
Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Kevser Havuzu’nu şöyle anlatmıştır:
“Cennette dolaşırken, etrafında inciden yapılmış evlerle çevrili Kevser Irmağı’nı gördüm ve onun hakkında bilgi istedim.
Cebrâil bana: “O, Rabbinin sana verdiği ırmaktır.” dedi. İçine elimi soktum, toprağı burcu burcu kokuyordu; içindeki çakıl taşları da incidendi.
Kevser Havuzu’nun hem boyu hem eni birer aylık yol kadardır. Cennetten çıkan bir su; biri altın, diğeri gümüş iki oluktan, bu havuzun içine gürül gürül akar.
Suyu sütten beyaz, kokusu mis kokusundan güzel, kardan soğuk, baldan tatlıdır. Orada, gökyüzündeki yıldızlar kadar bardak vardır.
Ben havuz başına sizden önce varacağım ve orada ümmetimi bekleyeceğim.
Havuz başına benden sonra gelenler onun suyundan içecek ve bir daha susuzluk çekmeyecektir.”
(Buhârî, Tefsîr 108/1, nr. 4964-65, Rikãk 53, nr. 6579; Müslim, Fezâil 25-45, nr. 2289-2305; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 115, 191, 207, 231, 232, 289.)
Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kabristana geldi ve: “Selâm size ey mü’minler diyarı! İnşallah bizde size katılacağız. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim.” dedi. Ashâb-ı kirâm:
“Biz senin kardeşlerin değil miyiz, yâ Resûlallah?” dediler. Resûl-i Ekrem(ﷺ):
“Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdular. Bunun üzerine ashâb:
“Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın, ey Allah’ın Resûlü?” dediler. Peygamber Efendimiz:
“Ne dersiniz? Bir adamın alnı ak ve ayakları sekili bir atı olsa, yağız ve doru at sürüsü içinde kendi atını tanımaz mı?” diye sordu. Sahâbe:
“Evet, tanır, ey Allah’ın Resûlü(ﷺ).” dediler. Resûl-i Kibriyâ(ﷺ):
“İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nûrlu, el ve ayakları parlak olarak gelecekler. Ben havuzun başına onlar[1]dan önce varacağım.” buyurdular. (Müslim, Tahâret 39, nr. 249; İbni Mâce, Zühd 36. nr. 4306.)
KEVSER, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır.
Bu mânalardan bazıları şöyledir:
Kevser; Bitmek tükenmek bilmeyen çok hayır, bol nimet,
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberlik ve İslâm dini,
Kur’ân-ı Kerîm’le alakalı ilimler ve mânalar,
Mü’minlere dinî hayatlarında sağlanan kolaylıklar,
Makâm-ı Mahmûd, şefaat hakkı,
Peygamberimiz(ﷺ)’e kıyamete kadar iman ve itaat edecek ümmetinin çokluğu,
Cennette verilecek havuz ve ırmak.
2. O HALDE RABBİN İÇİN NAMAZ KIL VE KURBAN KES.
(Kevser / 2)
Bu kadar sayısız iyilik ve ihsana karşılık Yüce Allah, sırf kendi rızâsı için namaz kılmayı, bu nimetlere şükür olması için de, o dönemde sahip olunan malların en kıymetlisi olan develeri yine O’nun rızâsını kastederek kurban kesmeyi emir buyurur.
Nitekim o dönemde müşrikler ıslık çalıp el çırparak ibâdet ediyor (bk. Enfâl 8/35)
ve putlar için deve kesiyorlardı.
Bunun için Allah Teâlâ Peygamberinden, sadece Rabbi için namaz kılıp kurban kesmesini istemiştir. Bu, aynı zamanda İslâm’ın esası olan tevhid ve ihlâsın emridir.
3- “ŞU SENİ KINAYAN VAR YA;
İŞTE O, ANCAK O EBTER, SOYU KESİK OLANDIR.”
(Kevser / 3)
Zaman içerisinde ebter olanın Resûlullah(ﷺ) değil,
O’na ebter diyenler olduğu güneş aydınlığı gibi ortaya çıktı.
Resûl-i Ekrem (ﷺ)’e hakaret ve düşmanlık yapanların soyları kesildi, isimleri unutuldu. Işıkları, fırtına önündeki bir mum gibi dayanamadı, söndü.
Buna karşılık Efendimiz (ﷺ)’in tebliğ ettiği din, dalga dalga bütün dünyaya yayıldı.
Zaman içinde milyarlarca insan ona inandı, onun mânevî evladı oldu.
Ayrıca torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin kanalıyla nesli çoğaldı.
Onların zürriyeti olan seyyidler ve şerifler dünyanın mânevî mimarları oldu.
Cenâb-ı Hak onun zikrini yüceltti.
İsmini ismiyle beraber andı. Minârelerde ezanlarla birlikte isminin dünyanın bütün ufuklarında çınlamasını lütfetmektedir.
Kâdelerde, tahiyyatlarda mü’min dudaklardan Habîbine milyarlarca salât ve selam göndertmektedir.
Kıyamete kadar da bu böyle artarak devam edecektir.
Ona verilen en büyük nimet olan İslâm, bugüne kadar kaç kez dünyaya hâkim oldu, bundan böyle de bütün dünyaya hâkim olacaktır.
Bu, Rabbimizin va’didir. (bk. Fetih 48/28; Saf 61/8-9) Görüldüğü üzere tarih de ispatlamaktadır ki,
“ebter” olan -hâşâ- Resûlullah(ﷺ) değil, onun düşmanları olmuştur.
Şimdi de, bundan sonra da “asıl ebter”ler yine Resûlullah’ın düşmanları olacaktır.
Dolayısıyla bu âyetlerdeki Resûlullah (ﷺ)’e olan müjdeler,
onun yolunu izleyen tüm mü’minler için geçerli olduğu gibi,
buradaki tehditler de
kıyâmete kadar gelecek tüm Allah ve Peygamber düşmanları için geçerlidir!..
Bab-ı Şefkat NUR
