KALBİ  BAĞLAYAN  BAĞLARIN  İPLERİNİ  KIRMAK…

Rasûlullah Efendimiz () şöyle buyurmuşlardır:

Kim abdestli olduğu hâlde

yeniden abdest alırsa, Allah Teâlâ bu sebeple kendisine on hasene yazar.

(Tirmizî, Tahâret, 44/59; İbn-i Mâce, Tahâret, 73)

Abdest üstüne abdest, “Nûrun alâ nûr” yani nûr üstüne nurdur.

Zira Peygamber Efendimiz () şöyle buyurmuşlardır:

 “Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdesttir.”

(Tirmizî, Tahâret, 1)

Zarurî durumların dışında da müslüman,

elinden geldiği kadar abdestli olmaya çalışmalıdır.

Çünkü abdest nurdur.

Hem dünyada hem de âhirette abdest;

mü’min için nur olur, yüzünü ve yolunu aydınlatır.

Nitekim Peygamber Efendimiz ( bir sözünde;

“abdestin, mü’minin ziyneti, nuru” olduğunu ifade etmiştir.

(Müslim, Tahâret, 40)

“Abdeste ancak mü’min kimse müdâvim olur.”

 buyurarak, abdestin mü’mine has bir haslet olduğunu

ve mü’min olanların

daima abdestli olmaya özen göstermesi gerektiğini vurgulamıştır.

(Muvatta’, Tahâret, 6)

Zira abdest temizliktir.

 Fahr-i Kâinât Efendimiz () şöyle buyurmuşlardır:

 “Allah temizdir, temizliği sever.” (Dârimî, Tahâret, 2) buyurmaktadır.

Abdest ile bedenimizin en çok kirlenen

ve mikroplara maruz kalan uzuvlarını temiz tutmuş oluruz.

Ama maddi alemimizin temizliğini abdest ile sağladığımız gibi,

Manevi alemimizin de temizliğe ihtiyacı vardır…

İşte Manevi alemimizin temizliği de istiğfardır..

Egarr İbni Yesâr el-Müzenî’den (r.a) rivayet edildiğine göre

Fahr-i Kâinât Efendimiz () şöyle buyurmuşlardır:

 “Ey insanlar! Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz.

Zira ben ona günde yüz defa tövbe ederim.”

 (Müslim, Zikir 42. Ayrıca Ebû Dâvûd, Vitir 26; İbni Mâce, Edeb 57)

Tezyin, tevzin, tanzim, tanzif, muhit birer ziyadırlar ki,

 o Şems-i Ezelînin şualarıdırlar.

İşte gel, bak, 

dalâlet ve küfür nasıl hiç çıkılmaz bataklığa girer.

Ve dalâletteki cehalet, ne derece ahmakane olduğunu gör,

“Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân” de.

Evet, kâinat sarayını tertemiz tutan bu ulvî, 

umumî tanzif, elbette ism-i Kuddûsün cilvesi ve muktezasıdır.

Evet, nasıl ki bütün mahlûkatın tesbihatları ism-i

Kuddûsa bakar; öyle de, bütün nezafetlerini de Kuddûs ismi ister. 

Nezafetin bu kudsî intisabındandır ki, 

“ Temizlik îmândandır.”  

(Müslim, Tahâret: 1;)

hadisi, nezafeti imanın nurundan saymış ve 

“Muhakkak ki Allah çok tevbe edenleri ve temiz olanları sever.”

(Bakara,:222) 

âyeti dahi, tahareti muhabbet-i İlâhiyenin bir medarı göstermiş!..”  (30.lem’a)

Kötü hasletler, bâtıl itikadlar,

günahlar, bid’alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.” ( haşiye)

“Lailahe illallah”

“Kelime-i Tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek,

kalbi pek çok şeylerle bağlayan

 (dünya ya bağlanan müptelalık kirlerine ait)

bağları, ipleri kırmak içindir.

Ve nefsin tapacak derecede 

sanem -put- ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtmektir. 

Maahazazâkir olan zâtta bulunan hâsse ve lâtifelerin

ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi,

yani dil ile zikretmek, kalp ile muhabbet etmek,

fikir ile tefekkür etmek, göz ile müşahede etmek v.s.-

onların da, onlara münâsip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir!..”

(mesnevi-i nuriye-hubab)

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir