“Evet, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin sırat-ı müstakim üzerine olduğunu,
ötekilerin ya ifrata veya tefrite maruz kaldıklarını ispat için,
bazı münasebetlerin zikri lâzımdır.
Birincisi: Tahakkuk etmiş hakaiktendir ki,
tesir-i hakikî, yalnız ve yalnız Allah’ındır.
Öyleyse, Ehl-i İ’tizalin abde verdiği tesir-i hakikî hilâf-ı hakikattir.”
“ Ehl-i sünnet mezhebi, Cebiriyye ve Mutezilenin vasatıdır.”
(Ehli sünnet; peygamberimizin ve sahabilerin yolunda olan,
her türlü aşırılıktan uzak Müslümanlara verilen isim olup,
Cebiriyye, Mu’tezile, Kaderiye, Müşebbihe, mürcie gibi batıl görüşlere karşı çıkmıştır.
Cebiriyye mezhebi ifrattır;
kulların fiillerinde insan iradesini tamamen devre dışı bırakır,
Mu’tezile mezhebi de tefrittir; tesiri insana verir.)
“İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki:
İsm-i Zâhir ile ism-i Bâtın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor;
bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur.”
(mesnevi-i Nuriye)
Allah’u Teâlâ varlığı cihetiyle Zahir’dir.
Her şey O’nun varlığına bir şahittir.
Allahu Teâlâ varlığı cihetiyle Zahir iken,
varlığının mahiyeti, ilim ve sıfatlarının keyfiyeti cihetiyle Bâtın’dır.
O halde sebep ve vesileleri ondan bilmek,
Niyeti ve dileği Bâtın olan Allah’a,
Müracaatı O’nun Zahir olan sebep ve vesilelerine yapmak lazımdır…
“Kezâlik bunun gibi,
kudretin levazımıyla hikmetin levâzımı bir değildir.
Birisine ait levazımatı ötekisinden talep etmek hatadır.
Ve keza
daire-i esbabın iktizasıyla daire-i itikad ve tevhidin iktizası bir değildir
Onu bundan istememeli!..”
(mesnevi-i Nuriye)
“Ve her makamın iktiza ettiği hükme göre hareket lâzımdır.
Aksi takdirde, daire-i esbabda iken tabiatıyla,
vehmiyle, hayaliyle daire-i itikada bakan Mutezile olur ki, tesiri esbaba verir.”
(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)
“Dua iki kısımdır:
Biri fiilî ve hâlî, diğeri kalbî ve kàlîdir.”
(23.söz)
Sebeplere yapışmalı ancak neticeyi Allah’tan bilmeli.
Belki esbaba yapışmayı bir dua-yı manevi kabul edip,
esbaba yapışması neticesinde kendisine ihsan edilen nimeti,
lisan-ı hâliyle yaptığa duaya bir icabet kabul etmelidir.
Bu durumda, hem esbaba yapışmakla muvaffak olur
hem de neticeyi Allah’a havale etmekle tevhidin hakikatine ulaşır…
“Ve keza, daire-i itikadda iken, ruhuyla,
imaniyle daire-i esbaba bakan da,
esbaba kıymet vermeyerek Cebriye mezhebi gibi
tembelcesine bir tevekkülle nizâm-ı âleme muhalefet eder.”
(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)
Ehl-i sünnet mezhebi, Cebiriyye ve Mutezilenin vasatıdır.
(Ehli sünnet;
peygamberimizin ve sahabilerin yolunda olan,
her türlü aşırılıktan uzak Müslümanlara verilen isim olup,
Cebiriyye, Mu’tezile,
Kaderiye, Müşebbihe, mürcie gibi batıl görüşlere karşı çıkmıştır.
Cebiriyye mezhebi ifrattır;
kulların fiillerinde insan iradesini tamamen devre dışı bırakır,
Mu’tezile mezhebi de tefrittir; tesiri insana verir.)
Ehli sünnet mezhebi vasattır.Çünkü bu mezhep ikisi arasındadır.
Hidayeti Allah’a,
fiillerin başlangıcını (tercih ve kesb) yönünü kulun cüz’i iradesine ,
neticenin yaratılmasını (nasip-kısmet olarak)
yine Alemlerin Rabbinin Küllî iradesinin hikmetine bırakır…
Bab-ı Şefkat NUR
