“TATLI AMELİNİZİN ACISINI ÇEKİN!” DİYE AZARLANIYORLAR…”
 ﴾ وَلَهُمْ عَذاَبٌ عَظِيمٌ ﴿ – Onlar için büyük bir azap vardır.-
“Bu cümlenin mâkabliyle cihet-i münasebeti şudur ki:
 ” خَتَمَ -kalplerinin üzerine mühür vurulması-
Allah tarafından onların kesblerine bir cezadır. 
غِشَاوَةٌ-  -gözlerine perde çekilmesi -ise,
Allah tarafından olmayıp, onların meksubu- kendi kazançları- dur…” 
Denilerek,
“Evvelki cümledeki kelimat ile, şecere-i küfriyenin dünyaya ait
acı semerelerine işaret edilmiştir.”
(İşârâtü’l-İcaz-Bakara,7)
İnkarlarında ısrar ettikleri için, kalbin vicdan ve dimağ kapısına mührün
Allah tarafından bir ceza olarak vurulduğundan bahsederken,
gözlere çekilen perdenin ise,
inkarcının bedbinliğinden, bencilliğinden kaynaklanan
kendine ait bir zararlı bir netice olduğunu
ve bu hali en iyi ifade edenin, bu halin anlaşılmasının da, ,
kalplerin aynası olan gözler olduğu belirtiliyor…
وَلَهُمْ عَذاَبٌ عَظِيم- Onlar için büyük bir azap vardır.-
“Bu cümle ile, o mel’un şecerenin âhirette vereceği semeresi
 zakkum-u Cehennemden ibaret olduğuna işaret yapılmıştır.”
(İşârâtü’l-İcaz-Bakara,7)
Halbuki bu ikinci cümle ise

bu inkarın neticesindeki ebedi cehennemdeki zakkumun acı meyvesini haber veriyor…

“S – Üslûbun mecrâ-yı tabiîsi  2  وَعَلَيْهِمْ عِقَابٌ شَدِيدٌ cümlesi iken, üslûbun muktezası olan
şu cümlenin terkiyle وَلَهُمْ عَذاَبٌ عَظِيمٌ cümlesi ihtiyar edilmiştir.
Halbuki bu cümledeki kelimeler, nimet ve lezzetler hakkında kullanılan kelimelerdir.

C – Şu güzel kelimeleri hâvi olan şu
cümlenin onlara karşı zikredilmesi, bir tehekkümdür (istihza), bir tevbihtir,
yüzlerine gülmektir.
Yani, onların menfaatleri, lezzetleri ve büyük nimetleri ancak ikabdır…
“Tatlı” mânâsını tazammun eden  عَذاَبٌ lâfzı, onların küfür ve musibetleriyle istilzaz
ettiklerini tezkir ile, sanki lisan-ı hal ile,
“Tatlı amelinizin acısını çekin!” diye tevbih ediyor.
(İşârâtü’l-İcaz-Bakara,7)
Cennet nimetlerini anlatan kelimelerle bu azab ayetin ifade edilmesi bize;
Dünya da iken,
küfür de kibrin enaniyetini ve zulüm de kan dökmenin keyfini yaşadıkları gibi,
Bir zamanlar
ilahlık taslayan kibir abideleri ateşe arz edilirken de hor ve hakir bir şekil de;
“Tatlı amelinizin acısını çekin!” diye azarlanıyorlar…”
(İşârâtü’l-İcaz-Bakara,7)
“O kötü azab) ateştir! (Onlar) sabah akşam ona arz olunurlar.
Kıyâmet kopacağı gün ise:
“Fir’avun âilesini azâbın en şiddetlisine sokun!” (denilecektir).”
(mü’min,46)
Bir zamanlar güvendikleri, adlarının, şanlarının,

mallarının ve evlatlarıın onlara fayda vermediği gibi,
bütün kazandıklarının da onları kurtaramadığını gördükleri işte o an…
Dünya da iken, Allah’a ve dinine savaş açtıkları için,
Utancın, pişmanlığın ve nedametin pençesinde kıvranırken,
telafi edilmez bir netice ile kalplerinin paramparça,
gözlerinin ise dehşet ve korkuyla karşılaştıkları o an…
“ (Habîbim, yâ Muhammed!) 
Sakın Allah’ı, zâlimlerin yapmakta olduğu şeylerden gāfil sanma! 
(Rabbin) onları,
ancak kendisinde gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne erteler.
 (O gün onlar, artık) 
başlarını (kendilerine her seslenene) korkuyla kaldıranlar olarak 
(çağrıldıkları yere) koşacak olan kimselerdir; 
(öyle ki) bakışları kendilerine (bile) dönemez.
Kalbleri ise bomboştur (kapıldıkları dehşetten dolayı hiçbir şey anlamazlar).
(İbrahim,42-43)
Cennet ehlinin ebedi ve azim mükafatına karşılık,
kendilerinin da azim azabını gördükleri zaman,  
“kaybettikleri o nimet-i azîmeye bedel, 
elîm elemlere düştüklerini ihtar ediyor.” 
“Sonra
 عَظِيمٌ kelimesi, tâzimi ifade eden عَذاَبٌ’deki tenvine tekittir.”
(İşârâtü’l-İcaz-Bakara,7)
Azim olan olan Erhamer-râhimîn ve Ekremü’l- Ekrem’in olan

Allah’ın Azim ve Ganî olan Rahmeti bütün iman edenler için Bakî olduğu gibi,
Ve yine Azim olan Alemlerin Rabbi’nin, Adem (a.s) dan mahşere kadar gelecek
bütün kafirler için de azabın da Hak ve Ebedi olduğu haber veriliyor…

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir