“SONRA ARŞ’A İSTİVÂ ETTİ.”
Fıkıhta mühim bir kaidedir ki;
“Ezelî olan bir zat sonradan var olan bir mekânla kaim olamaz.”
Ezelî Zât’ ya mekândan münezzeh olmalı ya da mekân ve madde de ezelî olmalı.
Bunun başka bir yolu yok!
Şimdi, Allah’ın Arş’ta olduğunu kabul eden Selefîlere soruyoruz:
— Arş ezelî midir yoksa sonradan mı yaratılmıştır?
Ya da şöyle soralım:
— Arş’ı Allah mı yarattı yoksa ezelde kendisi var mıydı?
Herhâlde buna cevabınız: “Allah yaratmıştır.” şeklindedir.
Bu cevapla da şunu kabul ediyorsunuz: Allah ezelî, Arş ise sonradan yaratılmıştır.
Şimdi size ikinci sorumuzu soruyoruz:
— Allah Arş’ı yaratmadan önce neredeydi?
Yani hayalen şunu tasavvur edin: Ezeldeyiz… Daha Arş yaratılmamış, madde yaratılmamış,
kâinat yaratılmamış, Allah’ın zatından başka hiçbir şey yok…
— İşte maddenin ve Arş’ın olmadığı bu ezelde Allah neredeydi?
Hadi bize cevap verin…
“Allah Arş’taydı.” diyemezsiniz,
çünkü daha Arş yok. “Allah şuradaydı.” diyemezsiniz,
çünkü daha madde yok. Şunu demeye mecbursunuz:
— Allah hiçbir yerde değildi. Allah mekândan münezzehtir.
Ya bunu diyeceksiniz ya da Arş’a ve maddeye ezeliyet vereceksiniz. Başka bir yolunuz yok!
Arş’a ve maddeye ezeliyet veremezsiniz. Çünkü ezeliyet sadece Allah’a mahsustur.
Hakka suresi 17. ayette şöyle buyrulmuş:
“O gün Rabbinin Arş’ını onların üstünde olan sekiz melek taşır.”
(Hakka 17)
Mezkûr ayetin ifadesiyle, mahşer günü Arş’ı sekiz melek taşıyacaktır.
Şimdi, “Allah Arş’tadır.” diyen kişiye şunu soruyoruz:
— Melekler Arş’ı taşırken Allah nerede olacak?
Eğer “Allah Arş’ın üzerinde olacak.” dersen,
bu durumda, meleklerin Allah’ı taşıması lazım gelir.
Bu ise mümkün değildir.
Çünkü Allahu Teâlâ mahlukatını koruyup gözeten Hafîz olan Müheymin’dir!..
Mahluk olan, Allah’ı ne koruyabilir ne gözetebilir ne de taşıyabilir.
Demek, bu şık batıldır.
Eğer “Yok, Allah Arş’ın üzerinde olmayacak.” dersen, bu sefer de şu soruyu sorarız:
— Allah o zaman nerede olacak?
Eğer “Allah hiçbir yerde olmayacak.” dersen, bu durumda,
Allah’ın mekândan münezzeh olduğunu kabul etmiş olursun.
Allah mekândan münezzehtir.
Eğer bu şıkkı kabul ediyorsan, Allah’ın Arş’ta olduğu inancından tövbe etmelisin.
Çünkü mekândan münezzeh olan zat hiçbir mekânda olmaz ve hiçbir yere oturmaz.
Biz Ehl-i sünnet mensupları -elhamdülillah- böyle kabul ediyoruz.
“Allah Arş’a oturdu.” ifadesi de mecaz bir ifadedir ve burada bir teşbih yapılmıştır. ,,
Hakiki oturma söz konusu değildir.
Allah oturmaktan, ayakta durmaktan ve diğer beşerî sıfatlardan münezzehtir.
İşte Allahu Teâlâ da bu âlemdeki hâkimiyetini, malikiyetini, tedbirini,
her şeye gücü yetmesini,
işlerin yegâne sahibi olduğunu ve bütün âlemin sultanı olduğunu
“Arş’a oturma” ifadesiyle beyan etmiştir. ,
Sanki Arş şu âlemin bir tahtı olmuş;
Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allah’ın hâkimiyeti de ona oturmakla ifade edilmiştir.
Burada ne hakiki oturma vardır ne de Arş’ın taht olması.
Bu bir teşbihtir ve bir mecazdır.
Bu sebeple Rabbimiz, bu kuvvetli ve beliğ ifadeyi tercih etmiş;
hâkimiyet ve saltanatını bir teşbihle beyan etmiştir!..
-Ehl-i sünnetin anlayışı budur!…
Bab-ı Şefkat NUR
