“Ve yalnızca Sen’den yardım dileriz”

(Fatiha,5)

نَسْتَعِينُ’de müstetir zamir,

 نَعْبُدُ’nun fâili gibi, o üç cemaatten herbirine râcidir.

Yani,

“-Bizim vücudumuzun zerratı

veya 

-ehl-i tevhid Allah’ın birliğine

ve her şeyin Ona ait olduğuna iman edenler cemaatı

veyahut 

-kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, 

bilhassa en ehem olan ibadetimize, Sen’den iane ve tevfik istiyoruz.”

( اِيَّاكَ )(Sadece) sana.” Fatiha Sûresi, 1:4.)

kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin;
Birincisi, 

-hitap ve huzurdaki lezzetin arttırılmasına;

(Hattâ اِيَّاكَ نَعْبُدُ’yu okuyan adam, sanki 3 اُعْبُدْ رَبَّكَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ :

“Rabbine, sanki Onu görüyormuş gibi ibadet et.”

Hadis-i bilmânâdır. Buhari, Tefsîru Sûre 31:2, İmân:)

cümlesindeki emre imtisalen okuyor gibi olur.)


(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)


“İkincisi, 

-ayân makamının burhan makamından daha yüksek olduğuna;”

(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)

( Allah’ın varlığını ve birliğini ilme’l-yakin biliyorken,

namazla ihsan makamına erer, ayne’l-yakin görüyormuş gibi olur,

gaibane olmaktan,

yani uzaklıktan, huzurda hazırane olmak yakınlığına yükselir!..)

“Üçüncüsü, 

-huzurda sıdk olup kizbin ihtimali olmadığına;”

(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)

Üstadımız (r.a)ın;

“…acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, 

ubûdiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi Rahmân ismine isal eder.”

(26. Söz)

Dediği gibi, acz ve fakrın verdiği ıztırarının derinliği,

samimi ve muhlis niyazlarda riya ve kizbe meydan vermez…

Sıdkı ayan eder!..

İbadetin başı olan namazla, huzur-u ilahiye çıkarır,

Rahman’ın Mahbubiyetine  vasıl eder!..

“Dördüncüsü, 

-ibadetle istianenin ayrı ve müstakil maksatlar olduklarına işarettir.”

(İşârâtü’l-İcâz- fatiha)

İstiane (yardım dilemek) de her kulun kendine has bir niyaz ibadettir.

Kişinin sınırsız acz ve fakrıyle Allah’a sığınması

ve O’ndan yardım dilemesi ubudiyetin hûlasasıdır.

“Ve bilmüşahede gördüm ki,

Senden başka melce ve mence yok.

Günahların çirkin yüzünden

ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından,

bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:

“El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân!

Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar!

 Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir

ve Rahmeten li’l-Âlemîn olan Habibin,

Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir.

Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.

“Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim!

Senin   mahlûkun ve masnuun ve abdin olarak,

hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl,

hem müsi’, hem müsin, hem şakî,

hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde,

kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor.

Senin rahmetine iltica ediyor. 

Hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. 

Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş, Sana tazarru ve niyaz eder.

Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen,

mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır.

Çünkü 

Erhamürrâhimînsin.

Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim?

Hangi kapı var?

Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin.

Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin!..”

(17.Lem’a)


 “Senden başka ilâh yoktur.

Sen birsin. Senin hiçbir şerikin yoktur.

Dünyada son, âhirette ve kabirde ilk söz:

Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur;

yine şehadet ederim ki Muhammed (a.s.m.) Allah’ın Resulüdür.”

(17.Lem’a)

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir