MÜŞRİKLERE KARŞI

MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN” 

(Müsned, III, 124) 

 “Sadakalar /Zekâtlar Allah’tan bir farz olmak üzere fakirlere, miskinlere,

zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular,

Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış olanlar içindir. 

Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

(tevbe ,60)

Şafii mezhebinin ünlü âlimlerinden Fahrüddin Razi’nin görüşü şu merkezdedir:

“Fî sebîlillah tabiri, sadece gazilere mahsus değildir.

Nitekim Kaffal bazı âlimlerden naklen şunları belirtmiştir:

‘Zekât bütün hayır yollarına verilir.

Ölülerin techiz ve kefenlenmesine,

kalelerin yapılması ve cami inşası da bunlara girer.

Çünkü “Allah yolunda” ifadesi geniş olup bütün bunları içine alır.’..” 

(Fahruddin er-‘r-Râzî. et-Tefsîrü’l-Kebîr, 16/87)

Ehl-i sünnetin iki itikadi mezheplerinden birinin imamı olan 

İmam Maturidi bu konuyu şöyle özetlemiştir:

“Allah’ın “Fi Sebilillah (Allah yolundaki) sözüne gelince:

Denilmiş ki, bunlar Allah yolunda cihad eden gazilerdir.

Fakat (Allah yolunda) ifadesi, “Allah’a itaat etme” anlamına da gelir.

Buna göre, Allah’a itaat etmek için gösterilen çabalar

ve her türlü hayır işlerinin yapılması da bu ifadeye dâhildir.” 

(Maturidi, Tevilatü’l-Kur’an, 5/409-410)

Demek;

Savaşta maddi cihad, barışta Emr-i maruf’la cihad…

Savaşta savaş silahları, barışta emr-i maruf borç ve giderleri…

İkinci bir husus 

“-borçlular,” ifadesi de, sadece şahsi borçları değil,

Allah yolunda iman islâm hizmeti namına borçlananları da

İçine alması gerekir…

“S- Nasıl?

C- Eğer ezkiya zekâvetlerinin -zekiler zekiliklerinin- zekâtını 

ve ağniya –zenginler- velev zekâtın zekâtını 

milletin menfaatına sarfetseler;

 milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir.”

(Münâzarât)

Öncelikle, zekât’ın “…فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ…” (tevbe,60) ayetinde bahsedildiği üzere,

Ayetin içeriğine dâir başka içtihâdların 

ve görüşlerin de olduğunu 

ve her asrın kendine mahsûs şartlarının bulunduğunu bilmek gerekir…

“Şu medrese 

–medretesüzzehra neşredeceği semeratla, 

tamim edeceğ-düzenleyeceği duyurular 

ve  yayınlardaki – ziyâ fikir- ile, 

İslâmiyete edeceği hizmetle ukûl yanında

-akli ve fenni  ilimlere en a’lâ bir mekteb olduğu gibi; 

kulûb yanında kalbi ve dini ilimlere– en ekmel –en mükemmel  bir medrese, 

vicdanlar nazarında en mukaddes bir zâviyeyi,

-yani, mukni ve kudsi bir görüş ve anlayış açısını– temsil edecektir!..”

 (Münâzarât)

“Cihad kalemle ve dille de yapılabilir. 

Fikir, eğitim, sosyal, iktisadi ve siyasi açıdan cihad yapılabilir. 

Tüm bunlar cihaddan sayılır. 

Maddi ve bedeni yardıma muhtaçtır (infak gibi). 

Önemli olan bu cihad çeşitlerinin 

‘Allah Yolunda’ ve İslâm’ın zaferi adına yapılmasıdır. 

İ’lâ-yı kelimetullah adına yapılan, hangi cihad olursa olsun 

hepsi de ‘Allah Yolunda’dır!..” 

(Yusuf El-Kardâvî’)

Allah’ın dinine, yoluna ve şeriatına yardım, bazen savaşla gerçekleşir. 

Ama bazı asırlarda da

 -bizim asrımızda olduğu gibi- 

psikolojik, fikri ve nefsi cihad, 

maddi ve askeri cihaddan daha etkili tesirler bırakabilir.

Allâme Reşit Rıza’nın belirttiği gibi,

 zekâtın bir kısmını Allah yolunda, 

İslâmî hükümlerin getirilmesi gayretinde bulunan 

yerlere harcanması gerekir.

İşte bu, kâfirlerin saldırılarından 

İslâmı korumak için en önemli bir konum arzeder. 

Aynı zamanda kılıçla (bugünkü tabirle; savaşla) 

savunmanın olmadığı alanlarda 

İslâmî hükümlerin 

kalemle ve dile savunulmasının yapıldığı alanlara harcanmalıdır. 

İslâm yolunda 

cihad sadece savaş metoduyla gerçekleşmez. 

Bu konuda Allah Resûlü’ne() şöyle sordular: 

‘Hangi cihad daha faziletlidir?’ 

Peygamberimiz de; 

‘Sultanın karşısında hakkı konuşmak’, diye buyurmuştur.

Yani güçlüye karşı hakkı müdafaa etmek…

Müslim sahihinde İbni Mes’ud’dan (r.a) 

Peygamber’in () şöyle dediğini rivayet etmiştir. 

“Allah’ın benden önce gönderdiği bütün peygamberlerin çevrelerinde, 

ümmetleri içinden seçtikleri sahabileri ve havarileri vardı. 

Bunlar peygamberlerinin sünnetlerine sarılırlar 

ve emirlerini yerine getirirlerdi. 

Bu kişilerden sonra durum değişir, 

insanlar onların yapmadıkları şeyleri onlara isnad ederler 

ve onların istemedikleri şeyleri yapmaya başlarlar. 

Kim onlara karşı eliyle cihad ederse Mü’mindir, 

kim diliyle cihad ederse Mü’mindir, 

kim kalbiyle cihad ederse Mü’mindir. 

Artık bunun da ötesinde bulunan kişilerde hardal tanesi kadar iman bulunmaz!..”

Allah Resûlü () şöyle buyurmaktadır; 

 ‘Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin. 

(Sünen-i Ebû Dâvud)

Baştaki vecizeye tekrar gelecek olursak;

“Sizde öyle bir zekâ var ki, ancak zekât ile çiçek açar.”

 (Münâzarât)

Ağaçlar çiçek açmadan meyve vermez…  

Niyetler muhlis olmadan, makbul olmaz…

Mü’minler, zekiliklerinin zekatını; 

fikir, marifet, hüsn-ü ahlâk, sanat, ilim ve irfan v.s. gibi

 sosyal ve toplumsal alanlarda 

“…فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ…” (Tevbe, 60) fisebilillah  

yani, Allah yolunda vermeden, 

Zekâ istidadlarını,

feraset ve basiret kabiliyetine inkişaf ettiremezler…

Ve,

“Her şey helâk olup gidicidir; Ona bakan yüzü müstesnâ…” 

(Kasas,88)

Ayet-i kerime’since, 

Rahmet-i Rahman’ın, Rahmet dairesince;

Rahmet Nazarına mazhariyet kazanamazlar!..

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir