“MELE-İ A’LÂ’NIN HADSİZ SAKİNLERİ,
BUGÜN RİSALE-İ NUR’U ALKIŞLIYORLAR!..”
Emirdağı’nda iken,
Ankara’ya Nur hizmeti için gönderdiği bir talebesi hal-i âleme bakarak
“Bu insanlar ne zaman Nur hakikatlerini dinleyecek,
kalın zulmet perdeleri nasıl yırtılacak, manevî karanlıklar nasıl izale olacak?”
diye ümitsizliğe düşer.
Sonra bir gün Emirdağı’na Üstadın yanına döndüğü zaman, o büyük Üstad der:
“Vazifemiz hizmettir.
Muvaffak olmak, insanlara kabul ettirmek, Cenab-ı Hakk’ın vazifesidir.
Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz.
Sen orada, bu insanlar
ne zaman Risale-i Nur’u dinleyecekler diye ümitsizliğe düşme, merak etme!
Kat’iyen bil ki Mele-i A’lâ’nın hadsiz sakinleri, bugün Risale-i Nur’u alkışlıyorlar.
Onun için hiç ehemmiyeti yok.
Kıymet, kemiyette değil, keyfiyettedir.
Bazen bir hâlis ve fedakâr talebe, bine mukabildir.” diyerek yeisini giderir.”
(Tarihçe-i Hayat)
Üstadımız’(r.a)ın,
“Mele-i A’lâ’nın hadsiz sakinleri, bugün Risale-i Nur’u alkışlıyorlar,”
sözünün hakikatini şu hadis-i şerif’lerin müjdesinde görmek mümkün…
“Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse
Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir.
Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar.
Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler.
Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü
dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.

Âlimler peygamberlerin vârisleridir.
Peygamberler,
ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar.
Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir.”
(Tirmizi, İlm 19, (2683);

“… Aleyhissalatu vesselam sonra buyurdular ki:
 ‘Allah Teâla Hazretleri, melekleri, semâvat ehli,
deliğindeki karıncaya, denizindeki balıklara varıncaya kadar arz ehli,
halka hayrı öğretene mağfiret duasında bulunur!..'”
Madem ilim erbabına bu kadar fevkiyet var,
o halde Şimdi Mele-i âlâ ya ait ayet ve hadislerle alakasına bir bakalım;
“De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım.
Karşı konulmaz güç sahibi tek Allah’tan başka bir İlâh yoktur.”
“O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir,
daima galiptir, çok bağışlayıcıdır.”
“De ki: Bu büyük bir haberdir. Siz ise ona sırt çeviriyorsunuz.
mele-i a‘lâ, da, kendi aralarında tartışırlarken, onlarla bulunup bilgi edinmiş değilim;
Bana, yalnızca apaçık bir uyarıcılık görevi yüklendiğim için vahiy gelmektedir…” 
(Sad, 38/65-70)
“Rasulullah (ﷺ) buyurdu ki: “Rabbim bana sordu ve dedi ki: 
Ey Muhammed! (ﷺ) Mele-i A’la da neyin hakkında tartışmışlardır?
Ben: 
KEFFARETLER ve DERECELER  hakkında dedim.
-KEFFARETLER nedir, diye sordu. 
-Ben: 

1- Yürüyerek cemaat namazlarına gitmek,
2- soğuklarda iyice abdest almak,
3- bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek suretiyle
4- ardı arkasına(devamlı) mescitlere (bilhassa sohbet ve ilim meclislerine) gitmektir. 
-Peki DERECELER nedir, diye sordu.
-Ben:
1- Selamı yaymak,
2- yemeği yedirmek
3- ve insanlar uykuda iken geceleyin namaz kılmak dedim.” 
(bk. Tirmizi, Tefsir, 3233- 3235; Begavi, Maverd, Suyuti, Sad 69. Ayetin tefsiri)
Demek kış yaz demeden,
soğuk sıcak demeden,
zor kolay diye bakmadan her müşküle göğüs gererek,
çoğu zaman dünya işlerini aksatıp, rahatı bozup, zahmeti göze alarak;
ardı ardına ibadet, zikir, fikir, şükür, ilim ve tefekkür için,
iman ve Kur’an hizmeti için,
namaza, derse ve mescitlere devam etmekle,
selâmı, ikramı, namazı, zikri, fikri, ilmi ve şükrü yapan
ve vesile olanlar
bu keffaret ve derecelere vasıl olanlardır… HAMDOLSUN!..

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir