“VÜCÛD-I İNSAN, TAVIRDAN TAVIRA GEÇTİKÇE

ACÎB VE MUNTAZAM İNKILÂBLAR GEÇİRİYOR.!..”

(29.söz)

“İsterse gönlünüzde büyüyen (dirilmesi size imkânsız gelen) 

herhangi bir mahlûk! (Allah sizi mutlakā diriltecektir.)”

Buna rağmen diyecekler ki: “Bizi tekrar (hayâta) kim döndürecek?

” De ki: “Sizi ilk def‘a yaratan!” 

Bunun üzerine sana (alaylı alaylı) başlarını sallayacaklar

ve: “Ne zaman o?” diyecekler. De ki: “Umulur ki yakın olabilir!..”

(isra,51)

 “Vücûd-ı insan, tavırdan tavıra geçtikçe

acîb ve muntazam inkılâblar –değişiklikler- geçiriyor.

Nutfeden -bir damla sudan alakaya 

(ana rahmi duvarına tutunmuş,asılı bir hücre topluluğuna),

alakadan mudğaya

 -dişle çiğnenmiş ete benzeyen bir cenine-,

mudğadan azm ve lâhme -kemik ve ete –

 azm ve lâhmden halk-ı cedîde -yeni bir yaratılışa-

 yani insan sûretine inkılâbı, gāyet dakik ince- düsturlara tâbi‘dir.

O tavırların herbirisinin öyle kavânîn-i mahsûsa -husûsî kānûnları-

ve öyle nizâmât-ı muayyene – belirli nizamları – 

ve öyle harekât-ı muttarideleri -düzgün hareketleri- vardır ki;

cam gibi,

altında bir kasıd, bir irâde, bir ihtiyâr, bir hikmetin cilvelerini gösterir.

Acabâ mümkün müdür ki:

Bu derece nihâyetsiz bir kudret ve muhît -kuşatıcı- bir hikmet ile

 rubûbiyet -terbiye ve idâre- eden ve zerrâttan  zerrelerden –

tâ seyyârâta – gezegenlere – kadar bütün mevcûdâtı kabza-i tasarrufunda 

-hükmü altında – tutmuş ve intizam ve mîzan –ölçü- dâiresinde döndüren

Sâni‘-i zü’l-Celâl NEŞ’E-İ UHRÂyı -tekrar dirilmeyi- 

yapmasın veya yapamasın!,,

İşte çok âyât-ı Kur’âniye -Kur’ân âyetleri-,

şu hikmetli NEŞ’E-İ ÛLÂyı -ilk dirilmeyi-

nazar-ı beşere vaz‘ ediyor -insana gösteriyor-.

Haşir ve kıyâmetteki NEŞ’E-İ UHRÂyı ona temsîl ederek,

istib‘âdı akıldan uzak görmeyi- izâle eder giderir-.”

 (Sözler, 29. Söz, 198-200)

Bab-ı Şefkat NUR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir