“VE İLLÂ,
SÂNİİN İNKÂRI, BASARIN ŞUHUDUNU İNKÂRDAN
DAHA ZİYADE MÜNKERDİR!..”
“Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.
Çünkü, o halde Sâniin mânen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdânındandır
veya kalb gözünün kör olmasındandır.
Veya pek dar olduğundan, meseleyi azametiyle kavramadığındandır.
Veya bir hızlandır.
Ve illâ, Sâniin inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.”
(mesnevi-i Nuriye- onuncu risale)
“Bir kısmı arzımızdan bin defa büyük ve o büyüklerden bir kısmı
top güllesinden yetmiş derece sür’atli yüz binler ecram-ı semâviyeyi direksiz,
düşürmeden durduran ve birbirine çarpmadan fevkalhad çabuk ve beraber gezdiren;
yağsız, söndürmeden mütemadiyen o hadsiz lâmbaları yandıran ve hiçbir gürültü
ve ihtilâl çıkartmadan o nihayetsiz büyük kütleleri idare eden ve güneş
ve kamerin vazifeleri gibi, hiç isyan ettirmeden
o pek büyük mahlûkları vazifelerle çalıştıran
ve iki kutbun dairesindeki hesap rakamlarına sıkışmayan bir nihayetsiz uzaklık içinde,
aynı zamanda, aynı kuvvet ve aynı tarz ve aynı sikke-i fıtrat ve aynı surette,
beraber, noksansız tasarruf eden ve o pek büyük mütecaviz kuvvetleri taşıyanları,
tecavüz ettirmeden kanununa itaat ettiren ve o nihayetsiz kalabalığın enkazları gibi,
göğün yüzünü kirletecek süprüntülere meydan vermeden,
pek parlak ve pek güzel temizlettiren
ve bir muntazam ordu manevrası gibi manevrayla gezdiren
ve arzı döndürmesiyle, o haşmetli manevranın başka bir surette hakikî
ve hayalî tarzlarını her gece ve her sene sinema levhaları gibi
seyirci mahlûkatına gösteren bir tezahür-ü rububiyet
ve o rububiyet faaliyeti içinde görünen teshir, tedbir, tedvir, tanzim, tanzif, tavziften mürekkep bir hakikat,
bu azameti ve ihatatı ile o semâvât Hâlıkının vücub-u vücuduna
ve vahdetine ve mevcudiyeti,
semâvâtın mevcudiyetinden daha zâhir bulunduğuna bilmüşahede şehadet eder!..
(Ayete’l-kübra-şualar)
Bab-ı Şefkat NUR
