<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nurluhizmet, Nurlu Hizmet sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.nurluhizmet.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.nurluhizmet.com/author/admin/</link>
	<description>Hakikate Açılan Nurlu Pencere</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 08:25:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.nurluhizmet.com/wp-content/uploads/2022/08/cropped-nurluhizmet.com-logo-1-1-32x32.jpeg</url>
	<title>Nurluhizmet, Nurlu Hizmet sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.nurluhizmet.com/author/admin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nefiy /İnkar</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/nefiy-inkar/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/nefiy-inkar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21914</guid>

					<description><![CDATA[<p>“(O) ÖYLE&#160;(ATEŞ)&#160;Kİ, KALBLERİ KAPLAR&#160;(TA İÇİNE İŞLER!..)”(hümeze,7)“Nefiy /inkar dahi iki kısımdır:Birisi:&#160;“Has bir mevkide ve&#160;hususî&#160;bir&#160;cihette yoktur” der.Bu kısım ise ispat edilebilir. Bu kısım da bahsimizden hariçtir.”(7.şua, mukaddime)Kabul etmemek; bu kısımda olanlarda bir fikir ve muhakeme yoktur;inat ve cehalet esastır.Bunlar fikren ve muhakeme noktasından İslam’ın karşısında duramadıkları için,küfürlerini muhafaza niyeti ile inat edip iman etmiyorlar,Ama son yıllarda bunlardan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/nefiy-inkar/">Nefiy /İnkar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“(O) ÖYLE&nbsp;(ATEŞ)&nbsp;Kİ, KALBLERİ KAPLAR&nbsp;(TA İÇİNE İŞLER!..)”<br>(hümeze,7)<br>“Nefiy /inkar dahi iki kısımdır:<br>Birisi:&nbsp;“Has bir mevkide ve&nbsp;hususî&nbsp;bir&nbsp;cihette yoktur” der.<br>Bu kısım ise ispat edilebilir. Bu kısım da bahsimizden hariçtir.”<br>(7.şua, mukaddime)<br>Kabul etmemek; bu kısımda olanlarda bir fikir ve muhakeme yoktur;<br>inat ve cehalet esastır.<br>Bunlar fikren ve muhakeme noktasından İslam’ın karşısında duramadıkları için,<br>küfürlerini muhafaza niyeti ile inat edip iman etmiyorlar,<br>Ama son yıllarda bunlardan islama dönen çok olmuştur…<br>Bu durumda küfürden ve şirkten imana,<br>günah ve fısktan islâm’a yönelenlere için şu ayet müjdesi vardır..<br>“Ey îmân edenler!&nbsp;<br>(Samîmî bir tevbe olan)&nbsp;Tevbe-i Nasûh ile Allah’a tevbe edin!&nbsp;<br>Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter<br>ve Allah, peygamberi ve onunla berâber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde,<br>sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar!<br>Onların nûru önlerinde ve sağlarında koşar&nbsp;(da):<br>“Rabbimiz! Nûrumuzu bize tamamla ve bize mağfiret eyle!<br>Şüphesiz ki Sen,Her şeye hakkıyla gücü yetensin!..” derler.”<br>(tahrîm,8)<br>“İkinci kısım ise:&nbsp;Dünyaya ve&nbsp;kâinata ve âhirete ve asırlara bakan<br>imanî ve&nbsp;kudsî&nbsp;ve&nbsp;âmm&nbsp;ve muhît olan meseleleri nefiy ve inkâr etmektir.<br>Bu nefiy ise,<br>Birinci Meselede beyan ettiğimiz gibi, hiçbir&nbsp;cihetle ispat edilmez.</p>



<p>Belki&nbsp;kâinatı&nbsp;ihâta&nbsp;edecek ve âhireti görecek<br>ve&nbsp;hadsiz&nbsp;zamanın her tarafını temaşâ edecek bir&nbsp;nazar&nbsp;lâzımdır,<br>tâ o gibi nefiyler ispat edilebilsin.”<br>(7.şua, mukaddime)</p>



<p>Yani bunlar hem İslam’ı inkâr ediyorlar,<br>hem de kendi batıl davalarını ispata kalkışıyorlar.<br>İşte üstadın muhatap aldığı ve fikirlerini çürüttüğü kesim bunlardır.<br>7, şua- 10. Söz, 23. Söz, 29. Söz v.s bunlara hitap eder…<br>Bunların küfürleri dava ve fikrî bir hareket olmasından dolayı<br>karşısına fikren ve muhakeme noktasından çıkmak gerekiyor ki;<br>Risale-i Nurların usulü bu yoldur…<br>Yalnız bunların çoğunluğu delil de kabul etmez,<br>kendi batıl itikadi fikrine de delil getiremez…,<br>Ama yine de küfründe inat edip, düşmanlığa devam eder…<br>İkisi arasındaki en büyük fark;<br>1-Adem-i kabul; düşmanlık etmeden küfründe ısrar ediyor…<br>2.Kabul-ü adem ise; düşmanlık ile beraber küfrünü devam ettiriyor.<br>Bunların da kalplerinde taşıdığı islâma’a karşı düşmanlıklarının neticesi<br>Allah’ın şu ayeti kerimeler de haber verdiği dehşetli azabıdır…<br>“İnkar edenlere: Yenileceksiniz,<br>toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir&#8221; de!..”,<br>(Âl-î îmrân, 12)<br>“&nbsp;Hayır! And olsun ki&nbsp;(o), Hutame’ye atılacaktır!<br>(Ey Resûlüm!)&nbsp;Hutame’nin ne olduğunu sana ne bildirdi?</p>



<p>(O,)&nbsp;Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir!<br>Öyle&nbsp;(ateş)&nbsp;ki, kalbleri kaplar&nbsp;(ta içine işler!)”<br>(Hümeze &#8211; 3.4.5.6.7)</p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/nefiy-inkar/">Nefiy /İnkar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/nefiy-inkar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:23:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21912</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Elhasıl,&#160;itikad-ı küfriye, iki kısımdır:Birisi:&#160;Hakaik-i İslâmiye’ye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir&#160;tasdik&#160;ve&#160;bâtıl&#160;bir&#160;itikat&#160;ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür.Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.”(7.şua, mukaddime)Evvelâ ‘Hakaik-i İslâmiye’ nedir diye soracak olursak,Hakaik-i İslamiye (İslami hakikatler),Mürşidi Furkan-ı Hakim olan Kur’an-ı Azimüşşan…Yolu; Müminlerin muallimi ve Nebisi olan Muhammed (a.s.v)’ın sünneti seniyye yolu…Rehberleri, silsile-i aliye’nin icma-ı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz/">Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Elhasıl,&nbsp;itikad-ı küfriye, iki kısımdır:<br>Birisi:&nbsp;<br>Hakaik-i İslâmiye’ye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir&nbsp;tasdik&nbsp;<br>ve&nbsp;bâtıl&nbsp;bir&nbsp;itikat&nbsp;ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür.<br>Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.”<br>(7.şua, mukaddime)<br>Evvelâ ‘Hakaik-i İslâmiye’ nedir diye soracak olursak,<br>Hakaik-i İslamiye (İslami hakikatler),<br>Mürşidi Furkan-ı Hakim olan Kur’an-ı Azimüşşan…<br>Yolu; Müminlerin muallimi ve Nebisi olan Muhammed (a.s.v)’ın sünneti seniyye yolu…<br>Rehberleri, silsile-i aliye’nin icma-ı ümmet ve Kıyası fukuha da<br>müceddid ve evliya olan asfiyalar demek olup,<br>İslâm dininin iman esasları, temel ahkâmı, ibadetlerin hikmetleri ve ahlak prensipleri gibi<br>sarsılmaz gerçeklerin tamamını ifade eder.&nbsp;<br>Burada bahsi geçen kimseler ise;<br>Hayat tarzlarını tamamiyle benimsemiş,<br>bunun dışında bir hakikat aramayan taassuba saplanmış insanlardır..<br>Bunlar, ölümü ve ötesini düşünmeden yaşamayı, zevk ve menfaatten başka<br>her şeyi faydasız bulmayı hayatlarının değişmez prensibi kabul etmişlerdir<br>“Allâh’ı unutan ve bu yüzden</p>



<p>Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.<br>Onlar yoldan çıkan kimselerdir.”&nbsp;<br>(el-Haşr, 19)<br>Ayet-i azime’si bunların dünya ve ahiret hallerini beyan eder.<br>Günlük hayatta böyle kimselerin sayısı çok fazladır… Her yerde karşılaşılabilir…<br>Eğer Allah’ın hidayeti nasip olursa bunların bazılarına emr-i maruf fayda verebilir,<br>Mukni deliller neticesinde müsbet neticeler alınabilir…<br>Behlül Dânâ Hazretleri,<br>yol üzerindeki bir vîrânenin yıkılmak üzere olan iyice eğilmiş duvarına bakıp<br>âkıbetini tefekküre dalardı.<br>Yine bir gün endişe ile bakarken duvar birden çöküverdi.<br>Behlül Dânâ Hazretleri’nin yüzünü bir sürur ifâdesi kapladı.<br>Onun bu sevincine mânâ veremeyen insanlar merakla sebebini sorduklarında:<br>“−Görmediniz mi, duvar meyilli olduğu tarafa yıkıldı!” dedi.<br>“−Peki bunda şaşılacak ne var?” dediklerinde ise şu hikmetli cevâbı verdi:<br>“−Mâdem dünyadaki her şey nihâyetinde meylettiği tarafa yıkılıyor,<br>benim de meylim Hakk’a doğrudur, o hâlde ben de ölünce Hakk’a varırım.<br>Ey ahâlî! Rükû ve secdelerimizle Hakk’a meylimizi artıralım ki, başka yönlere<br>yıkılmayalım!..”,,<br>İşte bu hakikati Efendimiz (s.a.v) şöyle ferman edip, ümmetini ikâz eder;<br>“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..”&nbsp;<br>(Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663)<br>Mahşerde haşrimiz de, manevi halimize göre haşrolur…</p>



<p>Rabbimiz haşirde ki halleri şöyle buyuruyor:<br>“Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır!..”&nbsp;(el-Kıyâme, 22)<br>“Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır…”&nbsp;(el-Kıyâme, 24)</p>



<p>“İkincisi:&nbsp;Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder.<br>Bu dahi iki kısımdır:<br>Birisi:&nbsp;Adem-i kabuldür. Yalnız,&nbsp;ispatı&nbsp;tasdik&nbsp;etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir<br>hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir.”<br>(7.şua, mukaddime)<br>Bunlarda öncekiler gibi hayat tarzlarını sevip benimsemekle birlikte kendilerine has,<br>Hindu ve güneşe tapan kimselerin misali gibi,<br>putperestlik veya esbabperestlik şeklinde bir inancı din haline getirmiş olan kimselerdir…<br>bunların çoğunluğu hakikate kulaklarını kapatmış münkirlerdir..<br>Ama yine de islâm’a çok saldırmasalar da bazıları için tebliğ faydalı olabilir…</p>



<p>“İkincisi:&nbsp;Kabul-ü ademdir. Kalben,&nbsp;ademini&nbsp;tasdik&nbsp;etmektir.<br>Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikaddır, bir iltizamdır.<br>Hem iltizamı için nefyini&nbsp;ispat&nbsp;etmeye mecburdur.”<br>(7.şua, mukaddime)<br>Kabul-ü adem’de ise o hakikatın yokluğuna delil getirilmesi gerekiyor.<br>Mü’mine düşen vazife, Allah’ın kulu olmada birleşen her iki grup insana da ulaşmanın<br>ve onlara hakkı tebliğ etmenin yollarını aramaktır.<br>Bu kısım delile rağmen küfürde inat ederse,<br>&nbsp;“Sizin dîniniz size, benim dînim banadır!..”<br>(kafirun,6)<br>Ayet-i celile’sinin tokadını yer, hidayet kapısını kendilerine kapatmış olurlar…</p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz/">Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AZAPLARI İNTAÇ EDEN ŞERLER</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/azaplari-intac-eden-serler/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/azaplari-intac-eden-serler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 11:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21908</guid>

					<description><![CDATA[<p>“AZAPLARI İNTAÇ EDEN ŞERLERDEN HİKMET-İ EZELÎYE GANÎ…” değil midir?.. (İşaratü’l-İcâz,7.ayet) Evvelâ bu vecizede azabı netice veren şerler (günahlar) Ezeli Hikmet’te hakiki bir varlık olarak yaratılmadığı halde, insanı sorumlu kılan şey nedir?.. diye soruluyor… “Kavaid-i esasiyedendir ki, “Ara sıra vukua gelen&#160;şerr-i kalil&#160;için&#160;hayr-ı kesir&#160;terk edilmez; terkedildiği takdirde&#160;şerr-i kesir&#160;olur!..” (İşaratü’l-İcâz,7.ayet) Adetullah hükümlerinin gereği olarak, şu imtihan meydanında, “az [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/azaplari-intac-eden-serler/">AZAPLARI İNTAÇ EDEN ŞERLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em><strong><em>“AZAPLARI İNTAÇ EDEN</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ŞER</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>LERDEN HİKMET-İ EZELÎYE GANÎ…” değil midir?..</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>Evvelâ bu vecizede azabı netice veren şerler (günahlar)</p>



<p>Ezeli Hikmet’te hakiki bir varlık olarak yaratılmadığı halde,</p>



<p>insanı sorumlu kılan şey nedir?.. diye soruluyor…</p>



<p><strong><em><strong><em>“</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>Kavaid-i esasiye</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>dendir ki,</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>“Ara sıra vukua gelen&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>şerr-i kalil</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;için&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>hayr-ı kesir</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;terk edilmez;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>terkedildiği takdirde&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>şerr-i kesir</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;olur!..”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>Adetullah hükümlerinin gereği olarak, şu imtihan meydanında,</p>



<p><strong>“az şer için çok hayır terk edilirse, büyük bir şer ortaya çıkar!..”</strong>&nbsp;denilmiştir…</p>



<p><strong><em><strong><em>“</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>Binaenaleyh</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>hakaik-i nisbiye</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>nin&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>sübut</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>unu&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>izhar etmek</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>,</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>hikmet-i ezeliye</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>nin&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>iktiza</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>sındandır.</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Bu gibi&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>hakaik</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>in&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tezahür</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>ü, ancak&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>şer</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>rin&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vücud</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>uyla olur.”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>Yine Adetullah gereği yeryüzünde <strong>‘hakikati- sabite’</strong>&nbsp;denilen yaratılmış her varlığa</p>



<p>ayrı bir tesir veren <strong>Müessir-i Hakiki olan Râbbi’l-âlemin’</strong>dir…</p>



<p>Bir varlığın tesiri kalktığı zaman,</p>



<p>o varlık üzerinde tesir veren isim ve sıfatlara ait tecelliler de uzaklaşmış demektir…</p>



<p>meselâ;</p>



<p>-Nur ismi çekilince, onun yokluğu olan karanlık ortaya çıkar…</p>



<p>-Rezzak ismi tecelli etmeyince, açlık…</p>



<p>-İlim sıfatı zuhur etmeyince, cahillik…</p>



<p>-Hakim ismi tezahür etmeyince, akılsızlık..</p>



<p>-Kelâm sıfatı duyulmayınca, sessizlik…</p>



<p>-Doğruluk kalkınca, yalancılık… ihlâs olmayınca, riyakârlık…</p>



<p>-Keza yine, Âlî sıfatının yokluğu sukûtu, Hakkın yokluğu batılı, hayrın yokluğu şerri,</p>



<p>sünnetin yokluğu bidaları, imanın yokluğu dalâleti netice verir… v.s…</p>



<p>İşte bunlara <strong>‘nisbi hakikatler’</strong>&nbsp;denir.</p>



<p><strong>‘Sabit hakikatler</strong>’in birbirine müdahalesi nisbet ve ölçüsünde bir mertebe</p>



<p>veya ‘dereke kazanılır… Bunların tezahürüne <strong>‘nisbi hakikatler’</strong>&nbsp;denir.</p>



<p>yani yükseliş ve düşüş bu <strong>nisbi hakikatlerin derecesine göre</strong>&nbsp;ölçülür.</p>



<p>Ve yine sıcaklığın derecesinin soğukluğun müdahelesi nisbetinde,</p>



<p>Güzellik çirkinliğin müdahelesi ölçüsünde değerlendiği gibi…</p>



<p>Uzağa göre kısanın…sağa göre solun nisbeti… v.s. gibi</p>



<p><strong><em><strong><em>“ Şerden,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>had</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>di&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tecavüz</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;etmemek için,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;ve&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tahvif</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;lâzımdır.</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>in&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vicdan</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;üzerine tesiri,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>i tasdik etmekle olur.</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>in tasdiki ise,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>haricî</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;bir azabın&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vücud</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>una&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>mütevakkıf</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tır.”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>Demek,</p>



<p>haram sınırlarını aşıp, azabı netice verecek bir günahın ortaya çıkmaması için,</p>



<p>Kalpte iman olması, imandan gelen Allah korkusunun vicdana baskı yapması ile</p>



<p><strong>Kelâmullah’ın ve Sünnetullah’ın</strong>&nbsp;emri olan</p>



<p><strong>sakınma ve korkutma</strong>&nbsp;emirlerinin gereği olan <strong>taati göstermeli…</strong><strong></strong></p>



<p>Zihinde o günahın neticesi olan azapla o günahı özdeşleştirmeli…</p>



<p>azabın cihetinden o günahı , o günahın veçhinden de o azabı tanımlamalı…</p>



<p><strong><em><strong><em>“Zira&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vicdan</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>, akıl ve&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vehim</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;gibi&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>haricî</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ve&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>ebedî</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;hakikat hükmüne geçmiş bir azaptan yapılan&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>le müteessir olur.”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>Muhakkak ki <strong>iman ile hükmeden bir vicdan;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>“Sana isâbet eden her iyilik Allah&#8217;dandır;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir!..”</strong><strong></strong></p>



<p>(nisa,79) ayet-i Celilesi’nin hakkaniyetini tasdik edip, sakınıp titrer…</p>



<p>istiğfar ve nedamete yönelir…</p>



<p><strong><em><strong><em>“Zira vicdan</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Öyleyse, dünyada olduğu gibi, âhirette de ateşin&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>vücud</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>undan yapılan</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>terhib</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tahvif</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>ayn-ı hikmet</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>tir.”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(İşaratü’l-İcâz,7.ayet)</p>



<p>O halde netice olarak şunu &nbsp;bilmeliyiz ki,</p>



<p>Dünyada bizim için kulluk mertebelerinde</p>



<p><strong>(takva, ibadet, hüsn-ü ü ahlak, vera, zühd… </strong>v.s. gibi)</p>



<p>derecelerimiz, bizim kulluk derecemizi gösterdiği gibi,</p>



<p>ahirette de mükafat ve azap neticesiyle,</p>



<p><strong>(Cennet ve Cehennem)</strong>&nbsp;deki derece ve derekelerimizi belirlemiş olur…</p>



<p>O halde bu çetin azaba düçar olmamak için</p>



<p><strong>ERHAMERRAHİMİN olan Rabbimiz</strong>&nbsp;tarafından,</p>



<p>kullarına ateşten yani cehennemden</p>



<p>korkutma ve sakındırma emirlerinin lutfedilmesi &nbsp;Adaletin ve Hikmetin gereğidir!..</p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/azaplari-intac-eden-serler/">AZAPLARI İNTAÇ EDEN ŞERLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/azaplari-intac-eden-serler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KEVSER SURESİ NÛZUL SEBEBİ</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/kevser-suresi-nuzul-sebebi/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/kevser-suresi-nuzul-sebebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 12:31:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21904</guid>

					<description><![CDATA[<p>1. ŞÜPHESİZ BİZ SANA KEVSER’İ VERDİK. (Kevser,1) Âlemlerin Efendisi (ﷺ), asla “ebter” olamaz. Çünkü Yüce Allah ona Kevser’i lütfetmiştir. اَلْكَوْثَرُ (kevser), çokluk mânasındaki اَلْكَثْرَةُ (kesret) kökünden gelir. O, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır. Bu mânalardan bazıları şöyledir: Kevser&#160;için;&#160;&#8220;dünya ve ahiretin şerefi, ilim ve amel bakımından son derece çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/kevser-suresi-nuzul-sebebi/">KEVSER SURESİ NÛZUL SEBEBİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p><strong><em><strong><em>1. ŞÜPHESİZ BİZ SANA KEVSER’İ VERDİK</em></strong></em></strong>.</p>



<p>(Kevser,1)</p>



<p>Âlemlerin Efendisi (<strong>ﷺ</strong>), asla “ebter” olamaz. Çünkü Yüce Allah ona Kevser’i lütfetmiştir. اَلْكَوْثَرُ (kevser), çokluk mânasındaki اَلْكَثْرَةُ (kesret) kökünden gelir.</p>



<p>O, bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır.</p>



<p>Bu mânalardan bazıları şöyledir:</p>



<p><strong>Kevser&nbsp;</strong>için;&nbsp;<strong>&#8220;dünya ve ahiretin şerefi, ilim ve amel bakımından son derece çok olan hayır, demektir&#8221;</strong><strong><em><strong><em>&nbsp;</em></strong></em></strong><em>(El-Beydâvî, Envârü&#8217;t-Tenzîl ve Esrârü&#8217;t Te&#8217;vîl, II, 316)&nbsp;</em>demiştir.<em></em></p>



<p>Rivayetlere göre sûre, Mekke-i Mükerreme&#8217;de nazil olmuştur.</p>



<p>Taberânî&#8217;nin zayıf bir senedle Ebu Eyyûb&#8217;dan rivayetine göre Hz. Peygamber (<strong>ﷺ</strong>)</p>



<p>(sa)&#8217;in oğlu İbrahim vefat ettiğinde müşrikler sevinerek birbirlerine bu haberi yetiştirmişler ve: &#8220;Şu sâbiînin bu gece soyu kesildi.&#8221; demişler de bunun üzerine Allah Tealâ bu Sûreyi indirmiş. &nbsp;(Suyûtî, Lübâbu&#8217;n-Nukûl, h, 199-207.)<br><br>Müslim&#8217;in Enes ibn Mâlik&#8217;ten rivayetle tahric ettiği bir hadiste o şöyle anlatıyor: Bir gün Rasûlullah(<strong>ﷺ</strong>)</p>



<p>(sa) mescidde aramızda bulunuyordu. Hafifçe uyur gibi bir hal aldı. Sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Biz: &#8220;Seni güldüren nedir ey Allah&#8217;ın elçisi?&#8221; diye sorduk. &#8220;Az önce bana bir sure indirildi.&#8221; buyurdu ve</p>



<p>&#8220;<strong>Rahman Rahîm Allah&#8217;ın adıyla.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Gerçekten Biz Azimüşşan Sana Kevseri verdik.&#8221;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Sana buğzeden; şüphesiz ki soyu kesik olan işte odur.&#8221;</strong>&nbsp;okudu, sonra:</p>



<p>&#8220;Biliyor musunuz <strong>kevser nedir</strong>?&#8221; diye sordu. &#8220;Allah ve Rasûlü en iyi bilendir.&#8221; dedik. &#8220;<strong>Rabbimin bana va&#8217;dettiği bir nehirdir. Onda çok hayır vardır.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>O, kıyamet günü ümmetimin su içmeye geleceği bir havuzdur.</strong><strong></strong></p>



<p>Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte:&nbsp;<strong>“Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Bakī kabristanına gitmişti.”&nbsp;</strong>diye söze başladı.</p>



<p>Peygamber aleyhisselâmın, ümmetinin âhiretteki durumu hakkında söylediklerini nakletti. O hadiste şu ifâdeler vardı:&nbsp;<strong>“Birtakım insanlar, yabancı develerin pınar başından kovulduğu gibi, Kevser havuzunun etrafından kovulacaklar. Ben onlara: ‘Yanıma gelin, yanıma gelin!’ diye sesleneceğim. Görevli melekler bana: ‘Onlar, senden sonra sünnetini değiştirdiler’ deyince, ben de: ‘Uzak olsunlar, uzak olsunlar, uzak olsunlar!’ diyeceğim.”</strong>&nbsp;(Müslim, Tahâret 39, nr. 249, Fezâil 38, nr. 2302.)</p>



<p>Kevser havuzunun başından kovulan bu kimselerin münâfıklar veya bid’atçiler yahut dinden çıkanlar olduğu söylenmiştir.</p>



<p>Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif</p>



<p>Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Kevser Havuzu’nu şöyle anlatmıştır:</p>



<p><strong>“Cennette dolaşırken, etrafında inciden yapılmış evlerle çevrili Kevser Irmağı’nı gördüm ve onun hakkında bilgi istedim.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Cebrâil bana: “O, Rabbinin sana verdiği ırmaktır.” dedi. İçine elimi soktum, toprağı burcu burcu kokuyordu; içindeki çakıl taşları da incidendi.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Kevser Havuzu’nun hem boyu hem eni birer aylık yol kadardır. Cennetten çıkan bir su; biri altın, diğeri gümüş iki oluktan, bu havuzun içine gürül gürül akar.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Suyu sütten beyaz, kokusu mis kokusundan güzel, kardan soğuk, baldan tatlıdır. Orada, gökyüzündeki yıldızlar kadar bardak vardır.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Ben havuz başına sizden önce varacağım ve orada ümmetimi bekleyeceğim.</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Havuz başına benden sonra gelenler onun suyundan içecek ve bir daha susuzluk çekmeyecektir.”</strong></p>



<p>(Buhârî, Tefsîr 108/1, nr. 4964-65, Rikãk 53, nr. 6579; Müslim, Fezâil 25-45, nr. 2289-2305; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 115, 191, 207, 231, 232, 289.)</p>



<p>Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kabristana geldi ve:&nbsp;<strong>“Selâm size ey mü’minler diyarı! İnşallah bizde size katılacağız. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim.”</strong>&nbsp;dedi. Ashâb-ı kirâm:</p>



<p>“Biz senin kardeşlerin değil miyiz, yâ Resûlallah?” dediler. Resûl-i Ekrem(<strong>ﷺ</strong>):</p>



<p><strong>“Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır.”</strong>&nbsp;buyurdular. Bunun üzerine ashâb:</p>



<p>“Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın, ey Allah’ın Resûlü?” dediler. Peygamber Efendimiz:</p>



<p><strong>“Ne dersiniz? Bir adamın alnı ak ve ayakları sekili bir atı olsa, yağız ve doru at sürüsü içinde kendi atını tanımaz mı?”</strong>&nbsp;diye sordu. Sahâbe:</p>



<p>“Evet, tanır, ey Allah’ın Resûlü(<strong>ﷺ</strong>).” dediler. Resûl-i Kibriyâ(<strong>ﷺ</strong>):</p>



<p><strong>“İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nûrlu, el ve ayakları parlak olarak gelecekler. Ben havuzun başına onlar[1]dan önce varacağım.”</strong>&nbsp;buyurdular. (Müslim, Tahâret 39, nr. 249; İbni Mâce, Zühd 36. nr. 4306.)</p>



<p><strong>KEVSER, </strong>bütün iyilik, güzellik ve hayırları içine alan gerçekten çok şümullü bir lafızdır.</p>



<p>Bu mânalardan bazıları şöyledir:</p>



<p><strong>Kevser; Bitmek tükenmek bilmeyen çok hayır, bol nimet,</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Kur’ân-ı Kerîm, Peygamberlik ve İslâm dini,</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Kur’ân-ı Kerîm’le alakalı ilimler ve mânalar,</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Mü’minlere dinî hayatlarında sağlanan kolaylıklar,</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Makâm-ı Mahmûd, şefaat hakkı,</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Peygamberimiz</strong>(<strong>ﷺ</strong>)<strong>’e kıyamete kadar iman ve itaat edecek ümmetinin çokluğu,</strong></p>



<p><strong>Cennette verilecek havuz ve ırmak.</strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>2. O HALDE RABBİN İÇİN NAMAZ KIL VE KURBAN KES.</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p>(Kevser / 2)</p>



<p>Bu kadar sayısız iyilik ve ihsana karşılık Yüce Allah, sırf kendi rızâsı için namaz kılmayı, bu nimetlere şükür olması için de, o dönemde sahip olunan malların en kıymetlisi olan develeri yine O’nun rızâsını kastederek kurban kesmeyi emir buyurur.</p>



<p>Nitekim o dönemde müşrikler ıslık çalıp el çırparak ibâdet ediyor (bk. Enfâl 8/35)</p>



<p>ve putlar için deve kesiyorlardı.</p>



<p>Bunun için Allah Teâlâ Peygamberinden, sadece Rabbi için namaz kılıp kurban kesmesini istemiştir. Bu, aynı zamanda <strong>İslâm’ın esası olan tevhid ve ihlâsın emridir.</strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>3-</em></strong></em></strong><em>&nbsp;</em><strong><em><strong><em>“ŞU SENİ KINAYAN VAR YA;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>İŞTE O, ANCAK O EBTER, SOYU KESİK OLANDIR.”</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p>(Kevser / 3)<em></em></p>



<p>Zaman içerisinde ebter olanın Resûlullah(<strong>ﷺ</strong>)&nbsp;değil,</p>



<p>O’na ebter diyenler olduğu güneş aydınlığı gibi ortaya çıktı.</p>



<p>Resûl-i Ekrem (<strong>ﷺ</strong>)’e hakaret ve düşmanlık yapanların soyları kesildi, isimleri unutuldu. Işıkları, fırtına önündeki bir mum gibi dayanamadı, söndü.</p>



<p>Buna karşılık Efendimiz (<strong>ﷺ</strong>)’in tebliğ ettiği din, dalga dalga bütün dünyaya yayıldı.</p>



<p>Zaman içinde milyarlarca insan ona inandı, onun mânevî evladı oldu.</p>



<p>Ayrıca torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin kanalıyla nesli çoğaldı.</p>



<p>Onların zürriyeti olan seyyidler ve şerifler dünyanın mânevî mimarları oldu.</p>



<p>Cenâb-ı Hak onun zikrini yüceltti.</p>



<p>İsmini ismiyle beraber andı. Minârelerde ezanlarla birlikte isminin dünyanın bütün ufuklarında çınlamasını lütfetmektedir.</p>



<p>Kâdelerde, tahiyyatlarda mü’min dudaklardan Habîbine milyarlarca salât ve selam göndertmektedir.</p>



<p>Kıyamete kadar da bu böyle artarak devam edecektir.</p>



<p>Ona verilen en büyük nimet olan İslâm, bugüne kadar kaç kez dünyaya hâkim oldu, bundan böyle de bütün dünyaya hâkim olacaktır.</p>



<p>Bu, Rabbimizin va’didir. (bk. Fetih 48/28; Saf 61/8-9) Görüldüğü üzere tarih de ispatlamaktadır ki,</p>



<p>“ebter” olan -hâşâ- Resûlullah(<strong>ﷺ</strong>)&nbsp;değil, onun düşmanları olmuştur.</p>



<p>Şimdi de, bundan sonra da “asıl ebter”ler yine Resûlullah’ın düşmanları olacaktır.</p>



<p>Dolayısıyla bu âyetlerdeki Resûlullah (<strong>ﷺ</strong>)’e olan müjdeler,</p>



<p>onun yolunu izleyen tüm mü’minler için geçerli olduğu gibi,</p>



<p>buradaki tehditler de</p>



<p>kıyâmete kadar gelecek tüm Allah ve Peygamber düşmanları için geçerlidir!..</p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/kevser-suresi-nuzul-sebebi/">KEVSER SURESİ NÛZUL SEBEBİ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/kevser-suresi-nuzul-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜŞRİKLERE KARŞI MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/musriklere-karsi-mallariniz-nefisleriniz-ve-dillerinizle-cihad-edin/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/musriklere-karsi-mallariniz-nefisleriniz-ve-dillerinizle-cihad-edin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 06:02:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21900</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;MÜŞRİKLERE KARŞI MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN&#8221;&#160; (Müsned, III, 124)&#160; &#160;“Sadakalar /Zekâtlar Allah’tan bir farz olmak üzere&#160;fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslam&#8217;a ısındırılacak olanlarla&#160;(özgürlüğüne kavuşturulacak)&#160;köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış olanlar içindir.&#160; Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (tevbe ,60) Şafii mezhebinin ünlü âlimlerinden Fahrüddin Razi’nin görüşü şu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/musriklere-karsi-mallariniz-nefisleriniz-ve-dillerinizle-cihad-edin/">MÜŞRİKLERE KARŞI MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8220;</strong><strong>MÜŞRİKLERE KARŞI </strong><strong></strong></p>



<p><strong>MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN&#8221;</strong>&nbsp;</p>



<p>(Müsned, III, 124)&nbsp;<strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>&nbsp;</em></strong></em></strong><strong>“Sadakalar /Zekâtlar Allah’tan bir farz olmak üzere&nbsp;</strong><strong>fakirlere, miskinlere, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>zekât işinde çalışanlara, kalpleri İslam&#8217;a ısındırılacak olanlarla</strong>&nbsp;(özgürlüğüne kavuşturulacak)<strong>&nbsp;köleler, borçlular, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>Allah yolunda olanlar ve yolda kalmış olanlar içindir.&nbsp;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”</strong><strong></strong></p>



<p>(tevbe ,60)<strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>Şafii mezhebinin ünlü âlimlerinden <strong>Fahrüddin Razi’</strong>nin görüşü şu merkezdedir:</p>



<p><strong>&#8220;Fî sebîlillah</strong>&nbsp;tabiri, sadece gazilere mahsus değildir.</p>



<p>Nitekim Kaffal bazı âlimlerden naklen şunları belirtmiştir:</p>



<p><strong>&#8216;Zekât bütün hayır yollarına verilir. </strong><strong></strong></p>



<p>Ölülerin techiz ve kefenlenmesine,</p>



<p>kalelerin yapılması ve cami inşası da bunlara girer.</p>



<p>Çünkü<strong>&nbsp;“Allah yolunda”</strong>&nbsp;ifadesi geniş olup bütün bunları içine alır.&#8217;..&#8221;&nbsp;</p>



<p><em>(Fahruddin er-&#8216;r-Râzî. et-Tefsîrü&#8217;l-Kebîr, 16/87)</em></p>



<p>Ehl-i sünnetin iki itikadi mezheplerinden birinin imamı olan<strong>&nbsp;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>İmam Maturidi&nbsp;</strong>bu konuyu şöyle özetlemiştir:</p>



<p>“Allah’ın&nbsp;<strong>“Fi Sebilillah</strong>&nbsp;(Allah yolundaki) sözüne gelince:</p>



<p>Denilmiş ki, bunlar Allah yolunda cihad eden gazilerdir.</p>



<p>Fakat (Allah yolunda) ifadesi,&nbsp;<strong>“Allah’a itaat etme”</strong>&nbsp;anlamına da gelir.</p>



<p>Buna göre,&nbsp;<strong>Allah’a itaat etmek için gösterilen çabalar </strong><strong></strong></p>



<p><strong>ve her türlü hayır işlerinin yapılması da bu ifadeye dâhildir.</strong>”&nbsp;</p>



<p><em>(Maturidi, Tevilatü&#8217;l-Kur&#8217;an, 5/409-410)</em><em></em></p>



<p><em>Demek;</em><em></em></p>



<p><strong><em><strong><em>Savaşta maddi cihad, barışta Emr-i maruf’la cihad…</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Savaşta savaş silahları, barışta emr-i maruf borç ve giderleri…</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><em>İkinci bir husus</em><strong>&nbsp;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>“-borçlular,” </strong><strong>ifadesi de, sadece şahsi borçları değil, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>Allah yolunda iman islâm hizmeti namına borçlananları da </strong><strong></strong></p>



<p><strong>İçine alması gerekir… </strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>“S- Nasıl?</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>C- Eğer ezkiya zekâvetlerinin -zekiler zekiliklerinin- zekâtını&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ve ağniya –zenginler- velev zekâtın zekâtını&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>milletin menfaatına sarfetseler;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>&nbsp;milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir.”</em></strong></em></strong></p>



<p>(Münâzarât)</p>



<p><strong>Öncelikle, zekât’ın&nbsp;“…</strong><strong>فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ</strong><strong>…” </strong>(tevbe,60)<strong>&nbsp;ayetinde bahsedildiği üzere,</strong></p>



<p><strong>Ayetin içeriğine dâir başka içtihâdların&nbsp;</strong></p>



<p><strong>ve görüşlerin de olduğunu&nbsp;</strong></p>



<p><strong>ve her asrın kendine mahsûs şartlarının bulunduğunu bilmek gerekir…</strong></p>



<p><em>“Şu medrese&nbsp;</em></p>



<p>–medretesüzzehra<em>–</em>&nbsp;<strong><em><strong><em>neşredeceği semeratla,&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>tamim edeceğ</em></strong></em></strong><em>i&nbsp;</em>-düzenleyeceği duyurular&nbsp;</p>



<p>ve&nbsp; yayınlardaki –&nbsp;<strong><em><strong><em>ziyâ&nbsp;</em></strong></em></strong><em>–</em>fikir-&nbsp;<strong><em><strong><em>ile,</em></strong></em></strong><em>&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>İslâmiyete edeceği hizmetle ukûl yanında</em></strong></em></strong></p>



<p>-akli ve fenni&nbsp; ilimlere<strong>–</strong><strong><em><strong><em>&nbsp;en a’lâ bir mekteb olduğu gibi;&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>kulûb yanında&nbsp;</em></strong></em></strong><em>–</em>kalbi ve dini ilimlere<strong><em><strong><em>– en ekmel</em></strong></em></strong>&nbsp;–en mükemmel<strong>–</strong><strong><em><strong><em>&nbsp; bir medrese,&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>vicdanlar nazarında en mukaddes bir zâviyeyi,</em></strong></em></strong></p>



<p>-yani, mukni ve kudsi bir görüş ve anlayış açısını<em>–&nbsp;</em><strong><em><strong><em>temsil edecektir!..”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>&nbsp;</em></strong></em></strong>(Münâzarât)</p>



<p><em>“Cihad&nbsp;</em><strong><em><strong><em>kalemle ve dille</em></strong></em></strong><em>&nbsp;de yapılabilir.&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>Fikir, eğitim, sosyal, iktisadi ve siyasi açıdan cihad yapılabilir.&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><em>Tüm bunlar cihaddan sayılır.&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>Maddi ve bedeni yardıma muhtaçtır&nbsp;</em></strong></em></strong><em>(infak gibi).&nbsp;</em></p>



<p><em>Önemli olan bu cihad çeşitlerinin&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>‘Allah Yolunda’ ve İslâm’ın zaferi adına yapılmasıdır.&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>İ’lâ-yı kelimetullah</em></strong></em></strong>&nbsp;<em>adına yapılan,&nbsp;</em><strong><em><strong><em>hangi cihad olursa olsun&nbsp;</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>hepsi de ‘Allah Yolunda’dır!..”</em></strong></em></strong><strong>&nbsp;</strong><strong></strong></p>



<p>(Yusuf El-Kardâvî’)</p>



<p>Allah’ın dinine,&nbsp;<strong>yoluna ve şeriatına yardım, bazen savaşla gerçekleşir.&nbsp;</strong></p>



<p>Ama bazı asırlarda da</p>



<p><strong>&nbsp;-bizim asrımızda olduğu gibi-&nbsp;</strong></p>



<p><strong>psikolojik, fikri ve nefsi cihad,&nbsp;</strong></p>



<p><strong>maddi ve askeri cihaddan daha etkili t</strong>esirler bırakabilir.</p>



<p><strong>Allâme Reşit Rıza</strong>’nın belirttiği gibi,</p>



<p>&nbsp;zekâtın bir kısmını&nbsp;<strong>Allah yolunda,&nbsp;</strong></p>



<p><strong>İslâmî hükümlerin getirilmesi gayretinde bulunan&nbsp;</strong></p>



<p><strong>yerlere</strong>&nbsp;harcanması gerekir.</p>



<p>İşte bu, kâfirlerin saldırılarından&nbsp;</p>



<p>İslâmı korumak için en önemli bir konum arzeder.&nbsp;</p>



<p><strong>Aynı zamanda kılıçla </strong>(bugünkü tabirle; savaşla)<strong>&nbsp;</strong></p>



<p><strong>savunmanın olmadığı alanlarda&nbsp;</strong></p>



<p><strong>İslâmî hükümlerin&nbsp;</strong></p>



<p><strong>kalemle ve dile savunulmasının yapıldığı alanlara harcanmalıdır.</strong>&nbsp;</p>



<p>İslâm yolunda&nbsp;</p>



<p><strong>cihad sadece savaş metoduyla gerçekleşmez.&nbsp;</strong></p>



<p><em>Bu konuda Allah Resûlü’ne</em>(<strong>ﷺ</strong>)<em>&nbsp;şöyle sordular:&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>‘Hangi cihad daha faziletlidir?’</em></strong></em></strong><em>&nbsp;</em></p>



<p><em>Peygamberimiz de;&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>‘Sultanın karşısında hakkı konuşmak’,&nbsp;</em></strong></em></strong><em>diye buyurmuştur.</em></p>



<p><em>Yani güçlüye karşı hakkı müdafaa etmek…</em></p>



<p><em>Müslim sahihinde İbni Mes’ud’dan (r.a)&nbsp;</em></p>



<p><em>Peygamber’in&nbsp;</em>(<strong>ﷺ</strong>)<em>&nbsp;şöyle dediğini rivayet etmiştir.&nbsp;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>“Allah’ın benden önce gönderdiği&nbsp;bütün peygamberlerin çevrelerinde,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ümmetleri içinden seçtikleri&nbsp;sahabileri ve havarileri vardı.&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Bunlar peygamberlerinin sünnetlerine sarılırlar&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ve emirlerini yerine getirirlerdi.&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Bu kişilerden sonra durum değişir,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>insanlar onların&nbsp;yapmadıkları şeyleri onlara isnad ederler&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>ve onların istemedikleri şeyleri yapmaya başlarlar.&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Kim onlara karşı&nbsp;eliyle cihad ederse Mü’mindir,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>kim&nbsp;diliyle cihad ederse Mü’mindir,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>kim&nbsp;kalbiyle cihad ederse Mü’mindir.&nbsp;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Artık&nbsp;bunun da ötesinde&nbsp;bulunan kişilerde&nbsp;hardal tanesi kadar iman bulunmaz!..”</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><em>Allah Resûlü&nbsp;</em>(<strong>ﷺ</strong>)<em>&nbsp;şöyle buyurmaktadır;</em>&nbsp;</p>



<p><em>&nbsp;</em><strong><em><strong><em>‘Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.</em></strong></em></strong><strong>’</strong>&nbsp;</p>



<p>(Sünen-i Ebû Dâvud)</p>



<p>Baştaki vecizeye tekrar gelecek olursak;</p>



<p><strong><em><strong><em>“Sizde öyle bir zekâ var ki, ancak zekât ile çiçek açar.”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>&nbsp;</em></strong></em></strong>(Münâzarât)</p>



<p>Ağaçlar çiçek açmadan meyve vermez…&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Niyetler muhlis olmadan, makbul olmaz…</p>



<p>Mü’minler, zekiliklerinin zekatını;&nbsp;</p>



<p>fikir, marifet, hüsn-ü ahlâk, sanat, ilim ve irfan v.s. gibi</p>



<p>&nbsp;sosyal ve toplumsal alanlarda&nbsp;</p>



<p><strong>“…</strong><strong>فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ</strong><strong>…” </strong>(Tevbe, 60)<strong>&nbsp;</strong>fisebilillah&nbsp;&nbsp;</p>



<p>yani, Allah yolunda vermeden,&nbsp;</p>



<p>Zekâ istidadlarını,</p>



<p>feraset ve basiret kabiliyetine inkişaf ettiremezler…</p>



<p><strong><em><strong><em>Ve,</em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>“Her şey helâk olup gidicidir; Ona bakan yüzü müstesnâ…”&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>(Kasas,88)</em></strong></em></strong></p>



<p><em>Ayet-i kerime’since,&nbsp;</em></p>



<p><em>Rahmet-i Rahman’ın, Rahmet dairesince;</em></p>



<p><strong><em><strong><em>Rahmet Nazarına mazhariyet kazanamazlar!..</em></strong></em></strong></p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/musriklere-karsi-mallariniz-nefisleriniz-ve-dillerinizle-cihad-edin/">MÜŞRİKLERE KARŞI MALLARINIZ, NEFİSLERİNİZ VE DİLLERİNİZLE CİHAD EDİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/musriklere-karsi-mallariniz-nefisleriniz-ve-dillerinizle-cihad-edin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MARİFET MERTEBELERİNDE &#8220;SAVM&#8221;</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/marifet-mertebelerinde-savm/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/marifet-mertebelerinde-savm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 06:54:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21896</guid>

					<description><![CDATA[<p>SAVM, MARİFETİN MERTEBELERİNDE BİR SULÛKTÜR!&#8230; “Padişahtan tâ en&#160;fukaraya kadar herkes,&#160;Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir&#160;şükr-ü mânevîye&#160;mazhar&#160;olur…” (29.mektup-2.kısım) Nitekim Cenâb-ı Hakk: “Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım” (ez-Zâriyat, 51/56) buyurmaktadır. İbn-i Abbas (r. a), “liya’budûn”&#160;-ibadet etmek için- kelimesini “liya’rifunî” &#8211;Beni bilsinler- şeklinde tefsir etmiştir. (A. Sülemî,) Avamın orucu&#160;nefsi terbiye etmek, Salihlerin orucu&#160;&#160;infakta [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/marifet-mertebelerinde-savm/">MARİFET MERTEBELERİNDE &#8220;SAVM&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>SAVM, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>MARİFETİN MERTEBELERİNDE BİR SULÛKTÜR!&#8230;</strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>“Padişahtan tâ en&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>fukara</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>ya kadar herkes,&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>Ramazan-ı Şerif</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>te </em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>şükr-ü mânevî</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>ye&nbsp;</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>mazhar</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em>&nbsp;olur…”</em></strong></em></strong><strong><em><strong><em></em></strong></em></strong></p>



<p>(29.mektup-2.kısım)</p>



<p>Nitekim <strong>Cenâb-ı Hakk: </strong><strong></strong></p>



<p><strong>“Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım” </strong><strong></strong></p>



<p>(ez-Zâriyat, 51/56) buyurmaktadır.</p>



<p>İbn-i Abbas (r. a),</p>



<p><strong>“liya’budûn”</strong>&nbsp;-ibadet etmek için- kelimesini</p>



<p><strong>“liya’rifunî” &#8211;</strong>Beni bilsinler- şeklinde tefsir etmiştir. (A. Sülemî,)</p>



<p><strong>Avamın orucu</strong>&nbsp;nefsi terbiye etmek,</p>



<p><strong>Salihlerin orucu</strong>&nbsp;&nbsp;infakta ve gönülde &nbsp;isâr ruhunu kazanmak,</p>



<p><strong>Havasın orucu</strong>&nbsp;ise bütün bunlarla beraber</p>



<p>marifetullah mertebelerinde marifet kazanmakla sulûk etmektir…</p>



<p>Zira;</p>



<p><strong>Mârifet kalbin gıdâsı ruhun cevheridir!..</strong><strong></strong></p>



<p>Üstadımızın 10.Nota’da beyan ettiği gibi</p>



<p><strong>marifetullah’ın şahidleri ve mertebeleri üçtür…</strong></p>



<p><strong>Birincisi su gibidir, rızka benzer…</strong><strong></strong></p>



<p>Boş yere ben kazandım, ben aldım, ben bildim deme…</p>



<p>Elde tutulmaz…sahiplenilmez… aksi halde su gibi kayar gider…</p>



<p>İşte oruçla insan,<strong>&nbsp;gayretlerinin acziyetinde; </strong><strong></strong></p>



<p><strong>rızkın izzet ve kuvvet sahibi Allah’ın elinde olduğunu anlar…</strong><strong></strong></p>



<p><strong>İkincisi hava gibidir, şifaya benzer…</strong><strong></strong></p>



<p>Her arayan bulamaz… ama bulanlarda arayanlardır…</p>



<p>(Beyazid-i Bestâmi)</p>



<p>Onu bir sebebe bağlamak istersen, kuş gibi uçar gider…</p>



<p>İşte oruçla sıhhat ve sağlık, infakla selamet ve berekete kapı açanın</p>



<p>ancak Allah olduğunu bütün hissiyatın tasdik eder…</p>



<p><strong>Üçüncüsü nur gibidir, Hidayete ve rahmete benzer…</strong><strong></strong></p>



<p><strong>İman</strong>&nbsp;olmadan hayatı ve dünyanın bir anlamı yoktur…</p>



<p>Musibetin sabır-ı cemil’i kazandıran,</p>



<p>nimetin şüküre götüren bir imtihan olduğunu anlarsın imanla anlarsın…</p>



<p><strong>İslâm </strong>olmadan hakka ve hakikate varan yol yoktur…</p>



<p><strong>Kur’an</strong>&nbsp;Hak yolların güneşidir…</p>



<p>Kur’an olmadan güneşin ışığı gibi hidayete çıkaran irşad,</p>



<p>Sıcaklığı gibi muhabbete götüren Rahimiyet olmaz…</p>



<p><strong>Velhasıl, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>Şuurlu bir hidayet ve ibadet olmadan;</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Kalbin basireti, aklın feraseti, vicdanın hakkaniyeti, dilin hikmeti, </strong><strong></strong></p>



<p><strong>Elin hayrı, ayağın istikameti v.s. </strong><strong></strong></p>



<p><strong>bütün letaifleerin şükr-ü örf-i ile ubudıyyeti hasıl olmaz!..</strong><strong></strong></p>



<p>Necib Fazıl:</p>



<p><strong><em><strong><em>“Anladım işi, sanat Allâh’ı aramakmış;</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p><strong><em><strong><em>Mârifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış&#8230;”</em></strong></em></strong><strong></strong></p>



<p>Rabbimiz (cc):&nbsp;</p>



<p><strong>&#8220;Uğrumuzda mücâhede edenlere Bize ulaştıran yollarımızı gösteririz.&#8221;</strong><strong><sup><strong><sup></sup></strong></sup></strong></p>



<p><strong><sup><strong><sup>(ankebut,69)</sup></strong></sup></strong><strong><sup><strong><sup></sup></strong></sup></strong></p>



<p>Hadîs-i şerîfde:&nbsp;</p>



<p><strong><em><strong><em>“Bildiğiyle amel edeni yüce Allah, bilmediği şeylerin bilgisine vâris kılar.”</em></strong></em></strong><strong><em><sup><strong><em><sup></sup></em></strong></sup></em></strong></p>



<p><em><sup><em><sup>(Ebu </sup></em></sup></em>nuaym, hilye 10/15)</p>



<p>Yani bildiği ile amel edene -kesbe/şahsi gayrete değil- <strong>takvaya dayalı Vehbi ilim</strong>&nbsp;verilir…</p>



<p>Hiçbir şey bedelsiz değildir.</p>



<p>İrfânın bedeli, <strong>amel, ihlâs</strong>&nbsp;ve <strong>takvâ</strong></p>



<p>Zira; <strong>“Allah ancak takvâ sâhiplerinden kabûl eder.”</strong></p>



<p>(Maide, 27)<strong></strong></p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/marifet-mertebelerinde-savm/">MARİFET MERTEBELERİNDE &#8220;SAVM&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/marifet-mertebelerinde-savm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mirac-ı Ahmediye</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/mirac-i-ahmediye/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/mirac-i-ahmediye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 07:55:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21893</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hem nasıl ki o gecede (miraç) Cenâb-ı Hak tarafından“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”demesi,istikbâlde yüzer milyon insanların her biri,her gün, hiç olmazsa on defa,(teşehhüd’de)“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”demelerini âmirâne iş&#8217;ar eder ve o selâm-ı İlâhî,o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir.””(6.Şua)O mübarek ve Mukaddes Gece de;Şu&#160;kâinat&#160;Hâlıkınınve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtunve&#160;Hâkim-i Ezel ve Ebedin ve Alemlerin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/mirac-i-ahmediye/">Mirac-ı Ahmediye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Hem nasıl ki o gecede (miraç) Cenâb-ı Hak tarafından<br>“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”<br>demesi,<br>istikbâlde yüzer milyon insanların her biri,<br>her gün, hiç olmazsa on defa,(teşehhüd’de)<br>“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”<br>demelerini âmirâne iş&#8217;ar eder ve o selâm-ı İlâhî,<br>o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir.””<br>(6.Şua)<br>O mübarek ve Mukaddes Gece de;<br>Şu&nbsp;kâinat&nbsp;Hâlıkının<br>ve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtun<br>ve&nbsp;Hâkim-i Ezel ve Ebedin ve Alemlerin Rabbi’nin İlahi Huzuruna,<br>Alemlerin Resulü<br>ve Server’inin, Alemler namına ulvi bir Müşerrefiyetidir!..<br>‘NEBİ’ vasfıyle hitab edilmesi, kelime anlamıyle,<br>Muhatabın yükseklik ve ulviyetine işarettir!..…<br>“…Saltanat-ı uzmâ&nbsp;(sultan-ı levlak) ünvanıyla<br>ve&nbsp;hilâfet-i kübrâ Server-i âlem)&nbsp;namıyla<br>ve&nbsp;hâkimiyet-i âmme (hatemü’l enbiya)&nbsp;haysiyetiyle<br>ve&nbsp;evâmirini etrafa&nbsp;neşir&nbsp;(resul-ü Zişan)<br>ve&nbsp;teşhir&nbsp;maksadıyla,</p>



<p>o işlerle&nbsp;alâkadar&nbsp;bir elçisiyle<br>veya o&nbsp;evâmirle&nbsp;münasebettar&nbsp;büyük bir memuruyla konuşmaktır,<br>sohbet etmektir<br>ve&nbsp;haşmetini&nbsp;izhar&nbsp;eden&nbsp;ulvî&nbsp;bir&nbsp;fermanla bir&nbsp;mükâlemedir.”<br>(31.söz)<br>“O’ Zat’(ﷺ), -zülcenâheyn- yani,<br>ubudiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının dergâh-ı İlâhîye elçisi olduğu gibi,<br>kurbiyet ve risalet cihetiyle dergâh-ı İlâhînin kesret tabakatına memurudur…<br>Yani, bir habib resul vasıtasıyla-ki hem habibdir,<br>ubudiyetiyle kendini O’na sevdirir, âyinedarlık eder;<br>hem resuldür,<br>O’nu mahlûkatına sevdirir-cemâl-i esmâsını gösterir!..”<br>(10.söz)<br>İslâm’dan evvel Araplar, bir ittifak kurmak üzere antlaşacakları zaman iki yay çıkarır,<br>birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin “kāb”ını<br>(yayın, kabza ile kiriş kısmı olan iki köşe aralığını) birleştirirler,<br>sonra da ikisini berâber çekip onlarla bir ok atarlardı.<br>Bu, onlardan birinin râzı olacağı şeye diğerlerinin de râzı olacağını,<br>birisini gazaplandıran şeyin diğerlerini de gazaplandıracağını ifâde eden<br>bir berâberlik ve bütünlük anlaşmasıydı.<br>“Hem Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman,<br>artık ne mü’min bir erkek,<br>ne de mü’min bir kadın için (o hükme muhâlif) işlerinde kendilerine<br>(başka bir yolu) seçme hakkı yoktur!</p>



<p>Ve her kim Allah’a ve Resûlüne isyân ederse,<br>artık muhakkak ki apaçık bir sapıklık ile dalâlete düşmüş olur.<br>(Ahzab,36)<br>“Kim Resûlullah’a itaat ederse, Allah&#8217;a itaat etmiş olur.”&nbsp;<br>(Nisâ, 4/80)<br>Buna göre “kābe kavseyn”, hem maddî hem de mânevî yakınlığı ihtivâ eden<br>ve beşer idrâkini aşan, ulvî bir hakikattir!…&nbsp;<br>“Öyle de, Resul-i Ekrem (ﷺ), ogece ge o selâma mukabil<br>-Ey Rabb’imiz!- Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun,<br>demesi istikbalde muazzam ümmeti<br>ve ümmetinin salihleri,<br>selâm-ı İlâhîyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını..”<br>(6.Şua)<br>“Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki,<br>sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir.<br>Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”&nbsp;<br>(Tevbe, 9/128)<br>&#8220;Evet, rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes,<br>hattâ enbiya dahi ’nefsî’, ‘nefsî’ dedikleri zaman,<br>Resul-i Ekrem(ﷺ) ümmetî, ümmetî diye refet ve şefkatini göstereceği gibi,<br>Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk, kemâl-i şefkat ve<br>refetini gösterdiği gibi,<br>ümmetinin hadsiz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, &nbsp;<br>ümmetinin bütün saadetleriyle</p>



<p>kemâl-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle<br>hadsiz bir şefkatini göstermiş.&#8221;<br>(4.Lem’a)<br>“O(ﷺ), bütün resullerin seyyididir,<br>bütün enbiyanın imamı’dır,<br>bütün asfiyanın serveri’dir,<br>bütün mukarrebînin akrebi’dir,<br>bütün mahlûkatın ekmeli’dir,<br>bütün mürşidlerin sultanı’dır.”<br>(10.söz)<br>“Ve İslâmiyetin umumî bir şiarı olan mü&#8217;minler ortasındaki<br>(Selâm olsun sana, sana da selâm olsun)<br>umum ümmet demesini râciyâne, dâîyâne Halıkından istediğini ifade ve ihtar eder.”<br>(6.Şua)<br>Efendimiz, Ümmet-i Muhammed’in birbirini ‘Selâm’la karşılamalarını Rabbinden Niyaz<br>etti!..<br>Bir sahabi Hz. Peygamber (ﷺ)&#8217;e:&nbsp;<br>&#8220;İslamın hangi işi daha hayırlıdır?&#8221;&nbsp;diye sorduğunda, Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:&nbsp;<br>&#8220;Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir.&#8221;&nbsp;<br>(Buhari, İman, 6-20).<br>&#8220;Küçükler büyüklere,<br>binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara,<br>yürüyenler, oturanlara;<br>arkadan gelenler yetişince öndekilere;<br>iki grup karşılaştığı zaman,</p>



<p>az olanlar çok olanlara önce selam verirler.&#8221;&nbsp;<br>(Buhârî, İsti&#8217;zân, 4-7; Müslim, Selâm, I).</p>



<p>“Ve o sohbette hissedâr olan Hazret-i Cebrail (a.s),<br>emr-i İlâhî ile o gece,<br>“Ben Şahitlik ederim ki, Allah&#8217;tan başka ilah yoktur.<br>Yine şahitlik ederim ki,<br>Muhammed, (ﷺ) O&#8217;nun kulu ve Peygamberidir!..&#8221;&nbsp;<br>demesi,<br>bütün ümmet kıyamete kadar böyle şehadet edeceğini<br>ve böyle diyeceklerini mübeşşirâne haber verir.<br>Ve bu mükâleme-i kudsiyeyi tahattur ile,”<br>(6.Şua)<br>Teşehhüd de zikredilen,<br>Mübarek ve Mukaddes kelimeleri anımsamakla,<br>Ezel ve Ebed,,<br>Evvel ve Âhir,<br>Zahir ve Bâtın sıfatlarına mazhariyetle,<br>“kelimelerin mânâları parlar, genişlenir!…”<br>(6.Şua)<br>Namaz da Tahiyyatla muhatap olduğumuz<br>Namazın miracvari lezzetiyle açılan<br>Fikrî ve hissi pencerelerden nazar etmek,<br>kalbî keşiflerde inkişaf sağlamaktır.<br>“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder.</p>



<p>Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”<br>(İsra, 17)<br>Âyetinin muvafakatıyla mevcudat ve masnuata hass-ı nazar etmektir!..<br>Meselâ;<br>Rahman İsm-i Keremi’nin bizzat kendi hasselerinde hayatiyetine Şahid;<br>Rahim’in ism-i latifi olan masnuat üzerinde,<br>Esma-i Hüsna’sına şehadet etmektir!..<br>Yani, namazla uruç edilen mi’raçtan seyeranla,<br>ve ubudiyyet müşerrefiyetiyle kulluk makamlarında kemâle isâl,<br>ve İlahi bir İkram olan yüksek<br>ve ulvî kulluk makamlarıyle geri dönüş müyesseriyetidir!..</p>



<p></p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/mirac-i-ahmediye/">Mirac-ı Ahmediye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/mirac-i-ahmediye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SELÂM OLSUN SANA EY NEBİ!..</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/selam-olsun-sana-ey-nebi/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/selam-olsun-sana-ey-nebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 06:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21888</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hem nasıl ki o gecede (miraç) Cenâb-ı Hak tarafından“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”demesi,istikbâlde yüzer milyon insanların her biri,her gün, hiç olmazsa on defa,(teşehhüd’de)“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”demelerini âmirâne iş&#8217;ar eder ve o selâm-ı İlâhî,o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir.””(6.Şua)O mübarek ve Mukaddes Gece de;Şu&#160;kâinat&#160;Hâlıkınınve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtunve&#160;Hâkim-i Ezel ve Ebedin ve Alemlerin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/selam-olsun-sana-ey-nebi/">SELÂM OLSUN SANA EY NEBİ!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Hem nasıl ki o gecede (miraç) Cenâb-ı Hak tarafından<br>“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”<br>demesi,<br>istikbâlde yüzer milyon insanların her biri,<br>her gün, hiç olmazsa on defa,(teşehhüd’de)<br>“Selâm olsun Sana Ey Nebi!..”<br>demelerini âmirâne iş&#8217;ar eder ve o selâm-ı İlâhî,<br>o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir.””<br>(6.Şua)<br>O mübarek ve Mukaddes Gece de;<br>Şu&nbsp;kâinat&nbsp;Hâlıkının<br>ve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtun<br>ve&nbsp;Hâkim-i Ezel ve Ebedin ve Alemlerin Rabbi’nin İlahi Huzuruna,<br>Alemlerin Resulü<br>ve Server’inin, Alemler namına ulvi bir Müşerrefiyetidir!..<br>‘NEBİ’ vasfıyle hitab edilmesi, kelime anlamıyle,<br>Muhatabın yükseklik ve ulviyetine işarettir!..…<br>“…Saltanat-ı uzmâ&nbsp;(sultan-ı levlak) ünvanıyla<br>ve&nbsp;hilâfet-i kübrâ Server-i âlem)&nbsp;namıyla<br>ve&nbsp;hâkimiyet-i âmme (hatemü’l enbiya)&nbsp;haysiyetiyle<br>ve&nbsp;evâmirini etrafa&nbsp;neşir&nbsp;(resul-ü Zişan)<br>ve&nbsp;teşhir&nbsp;maksadıyla,</p>



<p>o işlerle&nbsp;alâkadar&nbsp;bir elçisiyle<br>veya o&nbsp;evâmirle&nbsp;münasebettar&nbsp;büyük bir memuruyla konuşmaktır,<br>sohbet etmektir<br>ve&nbsp;haşmetini&nbsp;izhar&nbsp;eden&nbsp;ulvî&nbsp;bir&nbsp;fermanla bir&nbsp;mükâlemedir.”<br>(31.söz)<br>“O’ Zat’(ﷺ), -zülcenâheyn- yani,<br>ubudiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının dergâh-ı İlâhîye elçisi olduğu gibi,<br>kurbiyet ve risalet cihetiyle dergâh-ı İlâhînin kesret tabakatına memurudur…<br>Yani, bir habib resul vasıtasıyla-ki hem habibdir,<br>ubudiyetiyle kendini O’na sevdirir, âyinedarlık eder;<br>hem resuldür,<br>O’nu mahlûkatına sevdirir-cemâl-i esmâsını gösterir!..”<br>(10.söz)<br>İslâm’dan evvel Araplar, bir ittifak kurmak üzere antlaşacakları zaman iki yay çıkarır,<br>birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin “kāb”ını<br>(yayın, kabza ile kiriş kısmı olan iki köşe aralığını) birleştirirler,<br>sonra da ikisini berâber çekip onlarla bir ok atarlardı.<br>Bu, onlardan birinin râzı olacağı şeye diğerlerinin de râzı olacağını,<br>birisini gazaplandıran şeyin diğerlerini de gazaplandıracağını ifâde eden<br>bir berâberlik ve bütünlük anlaşmasıydı.<br>“Hem Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman,<br>artık ne mü’min bir erkek,<br>ne de mü’min bir kadın için (o hükme muhâlif) işlerinde kendilerine<br>(başka bir yolu) seçme hakkı yoktur!</p>



<p>Ve her kim Allah’a ve Resûlüne isyân ederse,<br>artık muhakkak ki apaçık bir sapıklık ile dalâlete düşmüş olur.<br>(Ahzab,36)<br>“Kim Resûlullah’a itaat ederse, Allah&#8217;a itaat etmiş olur.”&nbsp;<br>(Nisâ, 4/80)<br>Buna göre “kābe kavseyn”, hem maddî hem de mânevî yakınlığı ihtivâ eden<br>ve beşer idrâkini aşan, ulvî bir hakikattir!…&nbsp;<br>“Öyle de, Resul-i Ekrem (ﷺ), ogece ge o selâma mukabil<br>-Ey Rabb’imiz!- Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun,<br>demesi istikbalde muazzam ümmeti<br>ve ümmetinin salihleri,<br>selâm-ı İlâhîyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını..”<br>(6.Şua)<br>“Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki,<br>sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir.<br>Kalbi sizin için titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”&nbsp;<br>(Tevbe, 9/128)<br>&#8220;Evet, rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes,<br>hattâ enbiya dahi ’nefsî’, ‘nefsî’ dedikleri zaman,<br>Resul-i Ekrem(ﷺ) ümmetî, ümmetî diye refet ve şefkatini göstereceği gibi,<br>Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk, kemâl-i şefkat ve<br>refetini gösterdiği gibi,<br>ümmetinin hadsiz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, &nbsp;<br>ümmetinin bütün saadetleriyle</p>



<p>kemâl-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle<br>hadsiz bir şefkatini göstermiş.&#8221;<br>(4.Lem’a)<br>“O(ﷺ), bütün resullerin seyyididir,<br>bütün enbiyanın imamı’dır,<br>bütün asfiyanın serveri’dir,<br>bütün mukarrebînin akrebi’dir,<br>bütün mahlûkatın ekmeli’dir,<br>bütün mürşidlerin sultanı’dır.”<br>(10.söz)<br>“Ve İslâmiyetin umumî bir şiarı olan mü&#8217;minler ortasındaki<br>(Selâm olsun sana, sana da selâm olsun)<br>umum ümmet demesini râciyâne, dâîyâne Halıkından istediğini ifade ve ihtar eder.”<br>(6.Şua)<br>Efendimiz, Ümmet-i Muhammed’in birbirini ‘Selâm’la karşılamalarını Rabbinden Niyaz<br>etti!..<br>Bir sahabi Hz. Peygamber (ﷺ)&#8217;e:&nbsp;<br>&#8220;İslamın hangi işi daha hayırlıdır?&#8221;&nbsp;diye sorduğunda, Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:&nbsp;<br>&#8220;Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir.&#8221;&nbsp;<br>(Buhari, İman, 6-20).<br>&#8220;Küçükler büyüklere,<br>binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara,<br>yürüyenler, oturanlara;<br>arkadan gelenler yetişince öndekilere;<br>iki grup karşılaştığı zaman,</p>



<p>az olanlar çok olanlara önce selam verirler.&#8221;&nbsp;<br>(Buhârî, İsti&#8217;zân, 4-7; Müslim, Selâm, I).</p>



<p>“Ve o sohbette hissedâr olan Hazret-i Cebrail (a.s),<br>emr-i İlâhî ile o gece,<br>“Ben Şahitlik ederim ki, Allah&#8217;tan başka ilah yoktur.<br>Yine şahitlik ederim ki,<br>Muhammed, (ﷺ) O&#8217;nun kulu ve Peygamberidir!..&#8221;&nbsp;<br>demesi,<br>bütün ümmet kıyamete kadar böyle şehadet edeceğini<br>ve böyle diyeceklerini mübeşşirâne haber verir.<br>Ve bu mükâleme-i kudsiyeyi tahattur ile,”<br>(6.Şua)<br>Teşehhüd de zikredilen,<br>Mübarek ve Mukaddes kelimeleri anımsamakla,<br>Ezel ve Ebed,,<br>Evvel ve Âhir,<br>Zahir ve Bâtın sıfatlarına mazhariyetle,<br>“kelimelerin mânâları parlar, genişlenir!…”<br>(6.Şua)<br>Namaz da Tahiyyatla muhatap olduğumuz<br>Namazın miracvari lezzetiyle açılan<br>Fikrî ve hissi pencerelerden nazar etmek,<br>kalbî keşiflerde inkişaf sağlamaktır.<br>“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder.</p>



<p>Onu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”<br>(İsra, 17)<br>Âyetinin muvafakatıyla mevcudat ve masnuata hass-ı nazar etmektir!..<br>Meselâ;<br>Rahman İsm-i Keremi’nin bizzat kendi hasselerinde hayatiyetine Şahid;<br>Rahim’in ism-i latifi olan masnuat üzerinde,<br>Esma-i Hüsna’sına şehadet etmektir!..<br>Yani, namazla uruç edilen mi’raçtan seyeranla,<br>ve ubudiyyet müşerrefiyetiyle kulluk makamlarında kemâle isâl,<br>ve İlahi bir İkram olan yüksek<br>ve ulvî kulluk makamlarıyle geri dönüş müyesseriyetidir!..</p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR </p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/selam-olsun-sana-ey-nebi/">SELÂM OLSUN SANA EY NEBİ!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/selam-olsun-sana-ey-nebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÂSİYETİN MAHİYETİNDE, BİLHASSA DEVAM EDERSE, KÜFÜR TOHUMU VARDIR</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/masiyetin-mahiyetinde-bilhassa-devam-ederse-kufur-tohumu-vardir/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/masiyetin-mahiyetinde-bilhassa-devam-ederse-kufur-tohumu-vardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 05:58:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21884</guid>

					<description><![CDATA[<p>“MÂSİYETİN&#160;MAHİYETİNDE,&#160;BİLHASSA&#160;DEVAM EDERSE,&#160;KÜFÜR&#160;TOHUMU VARDIR!..”(Habbe)“Ancak, kim zulmeder,sonra&#160;(bu amelini)&#160;kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse,o takdirde&#160;(bilsin ki)&#160;şübhesiz ben,Gafûr&#160;) (çok bağışlayan ım, Rahîm&#160;(çok merhamet eden)im.”(neml,11)“Mâsiyetin&#160;mahiyetinde,&#160;bilhassa&#160;devam ederse,&#160;küfür&#160;tohumu vardır.Çünkü, o&#160;mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve&#160;müptelâ&#160;olur.Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir.Sonra o&#160;mâsiyetinin&#160;ikaba&#160;mûcip olmadığını temenniye başlar.Bu hal böylece devam ettikçe,&#160;küfür&#160;tohumu yeşillenmeye başlar.En&#160;nihayet, gerek&#160;ikabı ve gerek&#160;dârü’l-ikabı inkâra sebep olur.”(M. Nuriye-habbe)Demek her bir günah bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/masiyetin-mahiyetinde-bilhassa-devam-ederse-kufur-tohumu-vardir/">MÂSİYETİN MAHİYETİNDE, BİLHASSA DEVAM EDERSE, KÜFÜR TOHUMU VARDIR</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“MÂSİYETİN&nbsp;MAHİYETİNDE,&nbsp;<br>BİLHASSA&nbsp;DEVAM EDERSE,&nbsp;KÜFÜR&nbsp;TOHUMU VARDIR!..”<br>(Habbe)<br>“Ancak, kim zulmeder,<br>sonra&nbsp;(bu amelini)&nbsp;kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse,<br>o takdirde&nbsp;(bilsin ki)&nbsp;şübhesiz ben,<br>Gafûr&nbsp;) (çok bağışlayan ım, Rahîm&nbsp;(çok merhamet eden)im.”<br>(neml,11)<br>“Mâsiyetin&nbsp;mahiyetinde,&nbsp;bilhassa&nbsp;devam ederse,&nbsp;küfür&nbsp;tohumu vardır.<br>Çünkü, o&nbsp;mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve&nbsp;müptelâ&nbsp;olur.<br>Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir.<br>Sonra o&nbsp;mâsiyetinin&nbsp;ikaba&nbsp;mûcip olmadığını temenniye başlar.<br>Bu hal böylece devam ettikçe,&nbsp;küfür&nbsp;tohumu yeşillenmeye başlar.<br>En&nbsp;nihayet, gerek&nbsp;ikabı ve gerek&nbsp;dârü’l-ikabı inkâra sebep olur.”<br>(M. Nuriye-habbe)<br>Demek her bir günah bir ateştir… İçinde Küfre dair bir zakkum tohumu vardır.<br>Küçük büyük günah dememeli…<br>Zira ateşin küçüğü büyüğü olmaz… Nihayetin de, bir kıvılcım bir evi yakar…<br>“Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork.<br>Kötülük işlersen,<br>hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.<br>İnsanlarla güzel geçin!”<br>(Tirmizî, Birr 55)</p>



<p>Yüce Rabbimiz ne güzel buyuruyor:<br>&nbsp;“Ey Âdem oğulları!<br>Sizin için ayıp yerlerinizi örtecek giysiler ve süslenecek elbiseler yarattık.<br>Takvâ elbisesi- itaat ederken günahtan da sakınmak- ise daha hayırlıdır.<br>Bunlar Allah’ın âyetlerindendir.<br>Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).”&nbsp;<br>(A’râf 7/26)<br>Zeyd bin Erkam (r.a.) der ki: Nebiyy-i Ekrem şöyle dua ederdi:<br>“…Allah’ım! Nefsime takvâsını ver ve onu tezkiye et!<br>Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velîsi ve Mevlâ’sısın…”<br>(Müslim, Zikir, 73)</p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/masiyetin-mahiyetinde-bilhassa-devam-ederse-kufur-tohumu-vardir/">MÂSİYETİN MAHİYETİNDE, BİLHASSA DEVAM EDERSE, KÜFÜR TOHUMU VARDIR</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/masiyetin-mahiyetinde-bilhassa-devam-ederse-kufur-tohumu-vardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İLAHİ ADALET</title>
		<link>https://www.nurluhizmet.com/ilahi-adalet/</link>
					<comments>https://www.nurluhizmet.com/ilahi-adalet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurluhizmet]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 06:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazılarımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.nurluhizmet.com/?p=21881</guid>

					<description><![CDATA[<p>AZ BİR ÖMÜRDE Kİ KÜFÜR VE ŞİRKİN,EBEDİ AZABA MÜSTEHÂK EDİMESİ İLAH-İ ADALET MİDİR?.. “&#160;&#8211; Bir&#160;kâfirin&#160;mâsiyet-i küfriyesi,&#160;mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor.&#160;Ebedî&#160;ve&#160;gayr-ı mütenahi&#160;bir ceza ile&#160;tecziyesiadalet-i İlâhiyeye uygun olmadığı gibi,&#160;hikmet-i ezeliyeye de&#160;muvâfık&#160;değildir;&#160;merhamet-i İlâhiye&#160;müsaade etmez…”(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet) Bir kafirin küfrü ömrüyle sınırlıdır…Ömür müddeti kadar küfrü de devam eder…Sınırlı bir hayatta işlenen suçun ise, ebedi cehennemle cezalandırılması,nasıl İlahi Adalete, Ezeli [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/ilahi-adalet/">İLAHİ ADALET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>AZ BİR ÖMÜRDE Kİ KÜFÜR VE ŞİRKİN,<br>EBEDİ AZABA MÜSTEHÂK EDİMESİ İLAH-İ ADALET MİDİR?..</p>



<p>“&nbsp;&#8211; Bir&nbsp;kâfirin&nbsp;mâsiyet-i küfriyesi,&nbsp;mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor.&nbsp;<br>Ebedî&nbsp;ve&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;bir ceza ile&nbsp;tecziyesi<br>adalet-i İlâhiyeye uygun olmadığı gibi,&nbsp;hikmet-i ezeliyeye de&nbsp;muvâfık&nbsp;değildir;&nbsp;<br>merhamet-i İlâhiye&nbsp;müsaade etmez…”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)</p>



<p>Bir kafirin küfrü ömrüyle sınırlıdır…<br>Ömür müddeti kadar küfrü de devam eder…<br>Sınırlı bir hayatta işlenen suçun ise, ebedi cehennemle cezalandırılması,<br>nasıl İlahi Adalete, Ezeli hikmet ve Rahimiyete uygun geliyor diye soruluyor…</p>



<p>“C &#8211; O&nbsp;kâfirin cezası&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;olduğu teslim edildiği takdirde,<br>kısa bir zamanda irtikâp edilen o&nbsp;mâsiyet-i küfriyenin,&nbsp;<br>gayr-ı mütenahi&nbsp;bir&nbsp;cinayet&nbsp;olduğu altı&nbsp;cihetle sabittir:”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)<br>Küfür ve şirkin Allah katında ebedi bir cezayı gerektiren<br>ne kadar büyük bir kötülük ve günah olduğunu<br>şu altı vecihle ispatı mümkündür…<br>“Birincisi:&nbsp;<br>Küfür&nbsp;üzerine ölen bir&nbsp;kâfir,&nbsp;ebedî&nbsp;bir ömürle yaşayacak olursa,<br>o&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;ömrünü&nbsp;behemehal&nbsp;küfürle geçireceği şüphesizdir.<br>Çünkü&nbsp;kâfirin&nbsp;cevher-i ruhu bozulmuştur.<br>Bu itibarla,<br>o bozulmuş olan kalbin&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;bir&nbsp;cinayete&nbsp;istidadı vardır.&nbsp;<br>Binaenaleyh,&nbsp;ebedî&nbsp;cezası,&nbsp;adalete&nbsp;muhalif&nbsp;değildir.”</p>



<p>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)<br>Her şeyden önce bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki;<br>Kafir bir de yaşasa, bin de yaşasa yine küfrü devam edecektir…<br>Zira Kafirin, Hâlık’înı ve mahlukatını<br>tartacak, tanıyacak ve tadacak olan muhakeme kuvveti olan ruh cevheri bozulmuştur…</p>



<p>İşte bundan dolayıdır ki;<br>O cevheri bozulmuş süfli ruhun şeytanlaşmış olan kalbi ve aklı,<br>sınırsız ve ayıretmesin her bir anda, her bir varlığa ve her bir muhatabına karşı;<br>her bir söz ve hareketin de, her bir alışveriş ve amelin de<br>şirk ve küfrün çeşitleri, hem de sürekli korkunç derecede alanı ve tesiri<br>genişleyen cinayet mukabili,<br>sürekli büyüyen günahlara ve küfre karşı ihtirası vardır…<br>“İkincisi:&nbsp;<br>O&nbsp;kâfirin&nbsp;mâsiyeti&nbsp;mütenahi&nbsp;bir zamanda ise de,<br>&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;olan umum&nbsp;kâinatın,<br>vahdaniyete olan&nbsp;şehadetlerine&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;bir&nbsp;cinayettir!..”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet<br>Nasıl ki dünya da Devlet malına zarar veren kişilere Âmme davası açılır,<br>kamu mallarının zararı istenir, zincirleme cinayetlerin hesabı sorulur<br>ve müebbet hapse mahkum edilir.<br>Cenâb-ı Hak da, İsim ve sıfatlarının şahitleri olan mevcudatın<br>mahiyet ve ehemmiyetinin Mâlik-i Mülk hesabına inkar edilmesini,<br>manasız ve neticesiz görülmesini<br>bütün mahlûkatının hukukuna yapılan bu tecavüz sayar<br>kâfiri ebedî cehennem hapsine mahkûm eder…<br>“Üçüncüsü:&nbsp;<br>Küfür,&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;nimetlere&nbsp;küfran&nbsp;olduğundan,&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;bir&nbsp;cinayettir.”<br>(İşârâtü’l-icâz,7.ayet)<br>Küfür Rahmet-i İlâhiye’nin bütün nimetlerini de aynen varlığını inkar ettiği gibi,</p>



<p>kendisine yönelik fayda, menfaat, lezzet, rızk v.s gibi hizmetlerini de inkâr etmiş,<br>hor görmüş oluyor…<br>Demek küfür ve şirk,&nbsp;onların yaratılış gayelerini ve hizmetlerini hiçe saymak oluyor.<br>O yüzden bu sınırsız nimetlerin inkârı, sonsuz bir azabı gerektiriyor!..</p>



<p>“Dördüncüsü:&nbsp;<br>Küfür,&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;olan Zat ve Sıfât-ı İlâhiye’ye&nbsp;cinayettir.”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)<br>Bütün varlık âlemi Esmâ-i İlahiye’nin tecellileri olduğundan kâinatın tahkiri,<br>Bu tecellilerin aslı olan isim ve sıfatlara karşı<br>Cemâl, Kemâl ve Celâl mertebelerde sonsuz olan<br>bütün Esmâ-i İlâhiyenin kabul edilmemesi,<br>sonsuz olan tezyifini , yani yok sayıp aslını inkarı netice verir.<br>Hele hele birinci dereceden kendi üstündeki tecellilere<br>bütün duyu ve idrakiyle mazhar olmuşken,<br>bütün bunları inkar etmek, eşrefi mahluk olan insanı,<br>bütün mevcudatın altına düşürdüğü gibi,<br>O isim ve sıfatlara ayinadarlık ve şahidlik yapan<br>bütün mevcudatın hakkına binaen ebedi cehenneme atar…<br>insan gibi Esma-i İlahiye’ye ayna olan<br>böyle şerefli bir mahlûku küfür bataklığına düşürmek büyük bir cinayettir.</p>



<p>“Beşincisi:&nbsp;<br>İnsanın&nbsp;vicdanı,&nbsp;zâhiren&nbsp;mütenahi&nbsp;ise de,&nbsp;<br>bâtınen&nbsp;ebede bakıyor ve ebedi istiyor.<br>Bu itibarla,&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;hükmünde olan o&nbsp;vicdan,&nbsp;<br>küfürle&nbsp;mülevves&nbsp;olarak mahvolur, gider.”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)<br>İnsan ruhu beden gibi değildir…Beden fanidir ama ruhu daimidir…</p>



<p>Ebedi hayat için yaratılmıştır!..<br>Ruha ait bütün hasseleri içinde toplayan vicdan ise ebede namzet manevi bir değerdir…<br>Ebed ister, hem de Ebedi saadetli bir saadeti ebediyye…<br>Ama küfürle kirlenmiş bir vicdan, ebedi azaba müstehâk olduğundan,<br>Ebedi saadetini, yani cennetini kaybeder!..<br>Sınırlı bir ömürde<br>sonsuz bir cehennemi kazanıp, kendini helâkât ve şekâvete düçar eder!.</p>



<p>“Altıncısı:&nbsp;<br>Zıt, zıddına&nbsp;muânid&nbsp;ise de, çok hususlarda&nbsp;mümasil&nbsp;olur.&nbsp;<br>Binaenaleyh&nbsp;iman,&nbsp;lezaiz-i ebediyeyi&nbsp;ismar&nbsp;ettiği gibi,&nbsp;<br>küfür&nbsp;de âlâm-ı elîmeyi ve ebediyeyi&nbsp;âhirette&nbsp;intaç etmesi,&nbsp;şe’nindendir.”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)</p>



<p>Nasıl ki, çoklar azların, yoklar varların, soğuklar sıcakların, kötüler iyilerin,<br>çirkinler güzelliğin değerini tamamlar, ölçüde de daha iyi takdir ettirse,<br>aynen öyle de imanın ebedi saadeti, cenneti çağrıştırması,<br>küfrün ise ebedi elem ve azabı hatırlatıp, ısrarın da aynı neticeye götürmesi haktır!..<br>Saffat Suresi 50-61. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:<br>50 . O zaman (Cennet ehli) birbirlerine yönelerek karşılıklı soru sorarlar<br>(sohbet ederler).<br>51 . İçlerinden konuşan biri şöyle der:<br>“Doğrusu benim (dünyada) bir yakınım vardı.”<br>52,53 . “(Bana:) ‘Gerçekten sen, (dirilmeyi) tasdîk edenlerden misin?’ derdi.<br>(Ve bana:) ‘(Biz) öldüğümüz ve bir toprak, bir kemik (yığını) hâline geldiğimiz<br>zaman mı, gerçekten biz mi cezâlandırılacak kimseler olacağız?’ (derdi).”</p>



<p>54 . (Sonra o kişi yanındakilere:) “Siz (onun hâlinden) haberdâr mısınız?” dedi.<br>55 . Derken baktı da onu Cehennemin ortasında gördü.<br>56 . Dedi ki: “Allah’a yemîn olsun ki,<br>(sen) nerede ise gerçekten beni (de) helâk edecektin!”<br>57 . “Eğer Rabbimin ni‘meti olmasaydı,<br>doğrusu (ben de orada) hazır bulundurulmuşlardan olacaktım…<br>58,59 . “Peki (nasılmış), biz (dünyada) ilk ölümümüzden başka daha ölmeyecek<br>ve biz (îmânımızdan dolayı) azab görmeyecek kimseler değil miymişiz?”<br>60 . Doğrusu bu, elbette büyük kurtuluşun ta kendisidir!<br>61 . Çalışanlar, o hâlde böylesi (bir netîce) için çalışsın!</p>



<p>“Bu altı&nbsp;cihetten çıkan netice ve&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;olan bir ceza,<br>&nbsp;gayr-ı mütenahi&nbsp;bir&nbsp;cinayete karşı&nbsp;ayn-ı adalettir.”<br>(İşârâtü’l-icâz, 7.ayet)<br>Bu altı yönü ile küfür sebebi ile hadd u hesaba gelmeyen cinayetler işleyen bir kâfire,<br>sonsuz bir ceza verilmesi;<br>adaletin, Hikmetin ve mazlumlara Rahimiyetin ta kendisidir!..<br>“ Cehennem, Ehli, Cennet ehli ile bir olmaz!<br>Cennet ehli, gerçekten kurtuluşa eren kimselerdir!..”<br>(haşr,20)<br>“Bu o Cehennemdir ki, günahkârlar onu yalanlar!&nbsp;<br>(O gün)&nbsp;onunla&nbsp;(o Cehennem ile)&nbsp;kaynar su arasında dolaşır dururlar!<br>Şimdi Rabbinizin ni‘metlerinden hangisini yalanlarsınız?..”<br>(Rahman,43,44,45)</p>



<p></p>



<p>Bab-ı Şefkat NUR</p>
<p><a href="https://www.nurluhizmet.com/ilahi-adalet/">İLAHİ ADALET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.nurluhizmet.com">Nurlu Hizmet</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.nurluhizmet.com/ilahi-adalet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
