VARİSLERİN YOLU…

En son güncellendiği tarih: Oca 16

“Mademki bir âlim, peygamberlerin varisidir;

o halde, hak ve hakikatin tebliğ ve neşri hususunda,

aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır.”

(Tarihçe-i Hayat) sözünü nasıl anlamalıyız?..


Cümlenin tamamı üzerinden bakılırsa mananın, daha iyi anlaşılacağı aşikardır;

Her ne kadar bu yol,

bütün dağ, taş, çamur,

çakıl, uçurum,

daha beteri, takip,

tevkif, muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid

insanlardan soyutlama,

yalnız başına bırakma, zehirlenme, idam sehpaları

ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa... İşte, Bediüzzaman,

Yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen

ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür’atiyle aşan ve Peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zattır!..” (T.Hayat)

Alimler peygamberlerin varisleridir

“….hakikî irşâd âlimleri enbiyanın vârisleridir.

Bu mübârek zatlarda kendilerine miras kalan vaaz-u nasihâtı,

Kur’ân-ı Mübînin emirlerine göre yaymakla mükelleftirler.

Vazifesini yaparken hiçbir ücret ve ivazın (karşılığın, bedelin) talibi değildirler.

Vazifelerini fîsebîlillâh yaparlar.

Ancak, Allah ve Resulünün () rızasına taliptirler.

Son nefeslerine kadar bu mukaddes vazifeye devam ederler.

Çünkü, bu vazife onlara Allah ve Resulünün emânetidir.”

(Tarihçe-i Hayat)

Verâset-i nübüvvet muhakkikleri aynı zamanda da “asfiya”dırlar.

Asfiya; sâfiyet, kemâlât ve takvâ sahibi olan,

Hz. Peygamber’in() vârisi hükmünde, onun meslek ve gayelerini hayata geçirmeye ve tatbike çalışan âlim zâtlardır!..

Verâset-i nübüvvet ehli olan asfiya ve muhakkikînin, şuhuda değil,

Kur’ân’a ve vahye,

gaybî fakat sâfi,

ihatalı,

doğru hakaik-i imâniyelerine dair ahkâmlarına yetişilemez!.. (Mektubat)