“ŞÜKR-İ ÖRFİ İFA,”-İşaratü’l-İ’caz- kavramı bize hangi mükellefiyetleri yükler?..

En son güncellendiği tarih: Oca 16

Hamdin en meşhur mânâsı,

sıfât-ı kemâliyeyi izhar etmektir.

Şöyle ki:

“Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır.

Ve Esmâ-i Hüsnâdan herbirisinin tecellîgâhı olan herbir âlemden bir örnek,

bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.”

Eğer insan, maddî ve manevî her bir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarf etmekle

hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa

ve şeriate imtisal et-mez-se…”- İşaratü’l-İ’caz-

“Nasıl ki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için,

âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar.

Öyle de, ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder.

Çünkü, mevcudatın kemalleri,

Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder.

Şükür ne demek?

İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez.

Belki de inkâr eder.

O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan

ve herbiri birer mektub-u Samedânî

ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil

ettiğinden

ve ehemmiyetsiz,

vazifesiz,

câmid,